George Langelaan’ın Sinek adlı öyküsü karşınızda!

 

◄ Bir önceki bölüm Bir sonraki bölüm ►

 

II.

Commissaire Charas, dört hafta boyunca, dinleyerek, sorgulayarak, her yeri inceleyerek, raporlar yazarak, sağa sola telefon edip telgraf çekerek çalıştı. Daha sonra, oldukça içli dışlı olduk ve bana uzunca bir süre bir numaralı şüpheli olarak beni düşündüğünü, ancak daha sonra bu fikri yalnızca hiçbir ipucu olmadığı için değil, aynı zamanda hiçbir neden dahi olmadığı için terk ettiğini itiraf etti.

Helene, baldızım, doktorlar benim de uzun süredir tek çözüm olduğunu düşündüğüm şeyi teyit edene kadarki süreç boyunca çok sakindi: O, aklını kaçırmıştı. Durum böyle olunca elbette herhangi bir dava açılmadı.

Kardeşimin eşi, kendisini savunmaya kalkışmadı, hatta insanların deli olduğunu düşündüğünü fark ettiğinde oldukça rahatsız oldu, ve bu elbette, onun gerçekten delirmiş olduğunun bir kanıtı olarak görüldü. Kocasını öldürdüğünü itiraf etti ve çekicin nasıl kullanılacağını bildiğini kolayca gösterdi; ancak hiçbir şekilde neden, tam olarak nasıl ve hangi şartlar altında kardeşimi öldürmüş olduğu hakkında asla konuşmadı. Büyük gizem, kardeşimin, onun bu dramda gerçekleştirmiş olduğu tek eylemi olan, kafasını neden ve nasıl çekicin altına bu kadar nazikçe sokmuş olduğuydu.

Gece bekçisi çekici duymuştu, hatta iddia ettiğine göre iki defa duymuştu. Bu çok garipti, ve her kullanıldıktan sonra sıfırlanan darbe sayacı da ikiyi gösterdiği için, onu haklı çıkarır görünüyordu. Ayrıca, çekiçten sorumlu ustabaşı, cinayetten bir gün önce, işleri bittiğinde, sayacı her zamanki gibi sıfırlamış olduğunu doğruladı. Buna rağmen, Helene çekici bir defa kullanmış olduğu konusundaki ısrarını sürdürdü ve bu deliliği için bir başka kanıt olarak görüldü.

Vakadan sorumlu Commissaire Charas, ilk başta kurbanın gerçekten kardeşim olup olmadığını düşündü. Fakat 1940’daki büyük geri çekilme sırasında birkaç metre ilerisine düşen bir top mermisinin neden olduğu, dizinden kasığına kadar uzanan büyük yara izi sayesinde bile şüphe duymak mümkün değilken, sol elinin, atölyede ve evdeki kişisel eşyalarındakine uyan parmak izleri de vardı.

Laboratuvarına bir polis yerleştirildi ve ertesi gün Havacılık Bakanlığı’ndan yarım düzine memur geldi. Tüm notlarını incelediler ve bazı cihazlarını aldılar; ancak ayrılmadan önce, Commissaire‘e, dikkate değer tüm dokümanların yok edilmiş olduğunu söylediler.

Dünyadaki en iyilerden biri olan Lyons polis laboratuvarı, çekiç tarafından ezildiği sırada Andre’nin kafasının bir kadife parçasına sarılı olduğunu bildirdi, ve bir gün Commissaire Charas bana, kardeşimin laboratuvardaki masasında gördüğüm, çalışmasını kesemediği durumlarda üzerinde yemek yediği kahverengi kadife örtü olduğunu hemen hatırladığım, bir parça yıpranmış kumaş gösterdi.

Helene, hapishanede birkaç gün geçirdikten sonra, Fransa’da akli dengesi yerinde olmayan suçlularla ilgilenen üç akıl hastanesinden yakında bulunan birine transfer edildi. Tıpatıp babasına benzeyen altı yaşındaki yeğenim Henri, bana emanet edildi ve bir süre sonra onun vasi ve öğretmeni olmam için gereken tüm yasal süreç tamamlandı.

Hastanedeki en sessiz hastalardan biri olan Helene’in ziyaret edilmesine izin veriliyordu ve ben, pazarları onu görmeye gidiyordum. Bir iki defasında Commissaire bana eşlik etti, daha sonradan onun Helene’i yalnız da ziyaret ettiğini öğrendim. Ancak tamamen kayıtsızlaşmış baldızımdan herhangi bir bilgi elde etmeyi başaramadık. Benim sorularımı çok nadiren yanıtlardı ve Commissaire‘ninkilere ise neredeyse hiç yanıt vermedi. Zamanının çoğunu dikiş nakışla geçirirdi ancak en sevdiği aktivite, sinek yakalamak gibi görünüyordu; onları her defasında dikkatlice inceledikten sonra zarar vermeden salıyordu.

Helene yalnızca bir defa kendini kaybetti – ona sakinleşmesi için morfin veren doktor, daha çok sinir krizi geçirmek gibi dedi. Bu, bir hemşirenin sinek avladığını gördüğünde olmuştu.

Helene’in ilk ve tek krizinden sonraki gün Commissaire Charas beni görmeye geldi.

“Bu vakanın gizeminin anahtarı bu olayda yatıyor gibi tuhaf bir hisse kapıldım, Monsieur Delambre” dedi.

Helene’in krizi hakkında bildiklerini nasıl öğrendiğini sormadım.

“Sizi anlamıyorum Commissaire. Zavallı Madame [Fr. Hanımefendi] Delambre başka herhangi bir şeye de olağanüstü bir ilgi göstermiş olabilirdi. Sizce sinekler onun deliliğinin yalnızca görünüşteki bir kısmı değil mi yani?”

“Onun gerçekten deli olduğunu düşünüyor musunuz?”

“Sayın Commissaire, nasıl olup da şüpheye mahal olabileceğini anlamıyorum. Siz şüphe ediyor musunuz?”

“Bilmiyorum. Doktorların tüm söylediklerine rağmen Madame Delambre’nin oldukça sağlam bir akla sahip olduğu izlenimine kapıldım… Sinek yakaladığı sıralarda bile.”

“Haklı olduğunuzu varsaysak bile, küçük çocuğuna karşı tutumunu nasıl açıklıyorsunuz? Onu kendi çocuğu olarak bile görmüyor gibi.”

“Biliyor musunuz, Monsieur Delambre, bunu ben de düşündüm. Onu korumaya çalışıyor olabilir. Belki oğlundan korkuyordur veya, ne bileyim, ondan nefret ediyordur?”

“Ne yazık ki anlayamıyorum değerli Commissaire.”

“Örneğin, oğlan oradayken hiç sinek yakalamadığını fark ettiniz mi?”

“Hayır. Ama düşününce, haklısınız. Evet, gerçekten garip. Yine de anlamış değilim.”

“Ben de öyle, Monsieur Delambre. Ve korkarım baldızınız iyileşmezse hiçbir zaman da anlamayacağız.”

“Doktorlar iyileşmesi için herhangi bir umut olmadığını düşünüyor gibiler.”

“Evet. Kardeşinizin deneylerinde hiç sinek kullanıp kullanmadığını biliyor musunuz?”

“Gerçekten bilmiyorum, ancak hiç zannetmem. Havacılık bakanlığındakilere sordunuz mu? Çalışmalar hakkındaki her şeyi biliyorlar.”

“Sordum; bana güldüler.”

“Bunu anlayabiliyorum.”

“Herhangi bir şey anlayabiliyor olduğunuz için çok şanslısınız, Monsieur Delambre. Ben anlamıyorum… Umuyorum ki bir gün anlayabilirim.”

 

◄ Bir önceki bölüm Bir sonraki bölüm ►