Yanlış giden bir deney: Sinek (1986)

 

Seth Brundle (Jeff Goldblum), zeki ve nevi şahsına münhasır bir bilim insanıdır ve “bildiğimiz şekliyle dünyayı değiştirecek”, maddeyi ışınlayabilen bir cihaz icat etmiştir. Cihaz ile yaptığı gösteri sayesinde gazeteci Veronica Quaife’nin (Geena Davis) dikkatini çekmeyi başarmıştır. Cihazı, yeterince deney yapmadan önce kendi üzerinde denemeye karar verir, ancak deney sırasında, ışınlanmadan hemen önce bir sineğin de deney odasına girdiğini fark etmez. Deney gayet başarılı bir şekilde gerçekleşmiş görünmektedir, ancak kısa bir süre sonra Seth, vücudundaki değişiklikleri fark etmeye başladığında, durumun aslında düşündüğü gibi olmadığını anlar.

Sinek, 1958’deki öncülü ve George Langelaan’ın öyküsü ile, yalnızca genel fikir anlamında örtüşüyor denebilir. Langelaan’ın ’50’lerde yayımlanmış olmasına rağmen hala, 19. yy.’a ait yalnız ve kaçık bilimadamı ve karşılaştıkları dehşet karşısında kaderlerini kabullenen karakterler yerine artık, “dahi proje yöneticisi” ile “gerçekten gayret ederse, dünyayı avucuna alabilecek” hırslı bireyler görmeye başlıyoruz. Artık kaçık bilim insanı olmak için, doğuştan zengin olmanız gerekmiyor; ihtiyacınız olan şey, size kanat gerecek, çalışmalarınızın değerini bilecek bir şirket. Şirkete kazandırmaya devam ettiğiniz sürece, yaramaz çocuk olmanızda, kendi bireyliğinizi ortaya koymanızda bir sakınca yok. Ve bu görüşün mantıksal sonucu olarak, artık matematik, fizik, mühendislik ve felsefe bilmeniz de gerekmiyor; deha, artık kendisini ekipleri verimli bir şekilde yönetebilen ve matematik denklemlerinde kaybolmak yerine büyük resmi görebilen bireylerin bir uğraşı haline geliyor. Değişmeyen tek şey, eskiden tanrılara, şimdi de düzene meydan okuyacak kadar sivrilen kişilerin, cezasız kalmayacağı. Bu ögeler, şüphesiz, hem izleyici kitlesinin dönüştürülmesine yarıyor, hem de dönüşme sürecinde kitlenin talepleri ile örtüşüyor.

Sinek, teknolojinin çok hızlı ilerlemesinden duyulan korkunun altını deşerek, ışınlanma, genetik mutasyonlar/deformasyonlar (ve bu anlamda radyasyon), son derece gelişmiş olmasına rağmen, ne istediğimizi anlamayıp, kendi bildiğini okuyan bilgisayarlar gibi pek çok korku ögesini, insanın gözlerini çevirmeden izlemekte zorlanacağı görüntüler eşliğinde yüzümüze çarpıyor. Günümüz standartlarına göre oldukça ağır sayılabilecek film, aynı zamanda ortalama otuz saniyede bir ortada görünen hiçbir makul sebep olmadan ne olduğu belli olmayan ani sesler ve kadrajın kenarından fırlayan gerekli gereksiz binbir görüntü sayesinde duyum eşiğimizi mantık dışı noktalara taşımız modern korku filmleri nedeniyle, korku sevenleri de ne kadar tatmin edebileceği meçhul. Yine de, 1958’de vizyona giren öncülü ile kıyaslandığında görünen fark, inanılır gibi değil. Işınlanma teknolojilerinin tekrar konuşulmaya başladığı yakın tarihlerde, yine de bilimkurgu severlerin ilgisini çekebilecek filmlerden.

Sinek, yayımlandığı 1986 yılında, en iyi makyaj dalında Oscar’a layık görülmüş. Ancak bir Cronenberg filmi için, “makyaj”ın ne anlama geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Cronenberg’in, insanın içini dışına çıkaran görsel efektleri, yavaş yavaş sineklere dönüşen insanlardan oluşan bir izleyici kitlesi gerçekten var olsaydı, onların bile filmi yer yer izlemekte zorlanacaklarından emin olabilirsiniz. Eğer zayıf bir mideniz varsa, bu film kesinlikle size göre değil; ancak izlemekte kararlıysanız, izlerken görsel efektlerin mi, yoksa 80’lerin modasının mı daha korkunç olduğuna karar vermeye de çalışabilirsiniz.

Orijinal adı: The Fly
Yapım yılı: 1986
Yönetmen: David Cronenberg
Tür: Bilimkurgu – Dram, korku
Alt tür: Işınlanma, mutasyon
IMDB puanı: 7,5 (123.756 oy ile)
İlgili bağlantılar: The Fly (1986)@Wikipedia, The Fly (1986)@IMDB, Sinek (Öykü-George Langelaan)@Bilimvesaire