Asimov’dan bir ışınlanma öyküsü: Çok Güzel Bir Gün

 

Bir sonraki bölüm ►

 

ÇOK GÜZEL BİR GÜN

 

I

12 Nisan 2117’de, Bayan Hanshaw’ın Kapı’sındaki alan-modülatörünün fren valfi, bilinmeyen nedenlerle depolarize oldu. Sonuç olarak, Bayan Hanshaw’ın günü tamamen alt üst oldu ve oğlu Richard, Jr.’ın garip nevrozu ilk kez ortaya çıktı.

Bu sıradan ders kitaplarında bahsedildiğini göreceğiniz türden bir nevroz değildi ve genç Richard, birçok yönden kesinlikle iyi yetiştirilmiş, durumu iyi olan on iki yaşında bir çocuğun davranması gerektiği gibi davranıyordu.

Yine de 12 Nisan’dan sonra, Richard Hanshaw, Jr. herhangi bir Kapı’dan pişmanlık duymadan geçemedi.

Tüm bunlar hakkında Bayan Hanshaw önceden herhangi bir şey sezmiş değildi. Sabah uyanmıştı (sıradan bir sabahtı); mekkanosu, küçük bir tepsideki bir fincan kahveyle sessizce odaya süzülmüştü. Bayan Hanshaw’ın, o öğleden sonra New York’a gitmeyi düşündüğü için, daha önce bir mekkanoya bırakılamayacak bazı şeyler yapması gerekiyordu; bu nedenle kahvesinden bir iki yudum alarak yataktan çıktı.

Mekkano, sessizce, dikdörtgen gövdesini yerden yarım inç yukarıda tutmaya yarayan diyamanyetik alan boyunca hareket ederek geriledi ve basit bilgisayarının çeşitli mutfak aletlerini kontrol ederek düzgün bir kahvaltı hazırlayabileceği mutfağa döndü.

Bayan Hanshaw, ölmüş olan eşinin kübografına her zamanki gibi duygulu bir şekilde bakarak, sabah alışkanlıklarını belli bir memnuniyet hissi içerisinde yerine getirdi. Koridor boyunca oğlunun da kendi rutinini gerçekleştirdiğine dair sesler duyuyordu; ancak karışmasını gerektirecek bir durum olmadığını biliyordu. Mekkano, onun duş alması, kıyafetlerini değiştirmesi ve besleyici bir kahvaltı yapması konularıyla ilgilenmek için gayet yeterliydi. Bir sene önce taktırdığı Tergo-duş, sabah duşlarını ve kurutmayı o kadar çabuk ve hoş bir şekilde gerçekleştirmeyi sağlıyordu ki, Dickie’nin kendi yardımına ihtiyaç duymadan yıkanabileceğinden hiç şüphesi yoktu.

Bunun gibi meşgul olduğu sabahlarda yalnızca oğlu evden ayrılmadan önce yanağından öpmekten başka bir şey yapmasına gerek olmadığını biliyordu. Okul saatinin yaklaştığını belirtmek için mekkanonun çıkardığı yumuşak sesi duydu ve annelik görevini yerine getirmek için (o gün için yapmakta olduğu saç modeli henüz bir taslak halindeyken) güç asansörüyle alt kata indi.

Richard’ı kapıda, ders kitabı-bobinleri ve cep-projektörü kayışlarından omzuna asılı, yüzü asık bir halde dikilirken buldu.

“Anne, ” dedi yukarı bakarak, “Okulun ko-ordlarını girdim ama hiçbir şey olmadı.”

Otomatik bir şekilde, “Saçmalama Dickie. Hiç öyle bir şey duymadım,” dedi.

“Sen de denesene.”

Bayan Hanshaw numarayı birkaç defa denedi. Garipti, çünkü okul Kapı’sı her zaman genel yayına açıktı. Başka koordinatlar da denedi. Arkadaşlarının kapıları yayına açık olmayabilirdi ama en azından bir uyarı giderdi ve o da neden onlara ait koordinatları girdiğini o zaman açıklardı.

Ama hiçbir şey olmadı. Tüm denemelerine rağmen kapı devre dışı halde gri bir duvar olarak kaldı. Kapı’nın kullanım dışı olduğu aşikardı – hem de şirket tarafından yıllık kontrolü gerçekleştirildikten beş ay sonra.

Oldukça sinirlenmişti.

Tabii ki bu kadar çok iş planladığı bir günde olacaktı. Sinirli bir şekilde birkaç ay önce ikinci bir Kapı taktırmanın gereksiz masraf olacağını düşündüğünü hatırladı. Kapı’ların kalitesinin bu kadar düştüğünü nereden bilecekti ki?

Hâlâ için için sinirliyken vizifona doğru gitti ve Richard’a da “Dışarıdaki yoldan Williamsons’lara git ve onların Kapı’sını kullan, olur mu?” dedi.

Daha sonra gerçekleşecek olaylar düşünüldüğünde, Richard ironik bir şekilde itiraz etti. “Ama anne, üstüm başım kirlenecek. Tamir edilinceye kadar evde kalsam olmaz mı?”

Ve Bayan Hanshaw da ironik bir şekilde ısrar etti. Parmakları vizifonun numara paneline uzanırken, “Ayakkabılarına koruyucu takarsan kirlenmezler, evlerine girmeden önce de üstünü iyice silkelemeyi unutma sakın.”

“Ama, anne—”

“Cevap vermek yok, Dicky. Okula yetişmen lazım. Hadi, çıktığını göreyim. Ve çabuk ol, yoksa geç kalacaksın.”

Oldukça gelişmiş ve hızlı tepki veren bir model olan mekkano daha şimdiden uzantılarından birinde koruyucularla Richard’ın önünde dikiliyordu.

Richard şeffaf koruyucuları ayakkabılarına geçirip, koridor boyunca gözle görünür bir isteksizlikle yürüdü. “Bunun nasıl çalıştığını bile bilmiyorum anne.”

“Yalnızca oradaki düğmeye basman gerekiyor,” diye seslendi Bayan Hanshaw. “Kırmızı düğmeye. Üzerinde ‘Yalnızca Acil Durum İçin’ yazana. Oyalanma. Mekkano seninle gelsin ister misin?”

“Off, hayır,” diye suratsızca cevapladı, “Neyim ki ben? Bebek miyim? Off!” diye söylenirken, yakınmaları kapının çarpışı ile aniden kesildi.

Bayan Hanshaw, şirkete söylemeye niyetlendiği şeyleri düşünürken gerekli kombinasyonu vizifonun paneline hızla girdi.

Joe Bloom adında, teknoloji okulu mezunu ve güç-alanı mekaniği konusunda da ayrıca eğitim almış makul bir genç yarım saat içerisinde Hanshaw malikanesine gelmişti. Bayan Hanshaw, genç olması nedeniyle oldukça şüpheci yaklaşmış olmasına rağmen, oldukça yetenekli biriydi.

Uzaktan ilk işaretini gördüğünde evin hareketli panelini açtı ve genç adam açık havanın tozunu gidermek için üstünü sertçe silkelerken gözlerini üzerinden ayırmadı. Koruyucularını olduğu yerde çıkarttı ve orada bıraktı. Bayan Hanshaw, evin panelini, içeri giren güneş ışığına karşı kapattı. Kendisini, akıl dışı bir şekilde, genç adamın toplu taşıma kapılarından adım adım yaptığı yolculuğun kötü geçmiş olduğunu umarken buldu. Ya da belki, toplu taşıma kapılarının da arıza yapmış olup, alet çantasını normalde gerekenden iki yüz yarda daha fazla taşımış olduğunu… Şirketin, ya da en azından temsilcisinin az da olsa mağdur olmasını diliyordu. Bu onlara bozuk Kapı’ların ne anlama geldiğini öğretirdi.

Ama genç adam “Günaydın hanımefendi. Kapınız için geldim,” derken oldukça neşeli ve sakin görünüyordu.

“Birinin gelmesine sevindim,” dedi Bayan Hanshaw, kaba bir şekilde. “Günüm mahvoldu sayılır.”

“Üzgünüm hanımefendi. Sorun nedir?”

“Çalışmıyor. Ko-ordları girdiğinde hiçbir şey olmuyor,” dedi Bayan Hanshaw. “Hiçbir uyarı yok. Oğlumu komşulara şu — şu şeyden göndermek zorunda kaldım.”

Tamircinin girdiği yeri işaret etti.

Genç adam gülümsedi ve Kapı’lar konusundaki eğitiminin verdiği bilgelikle, “O da bir kapı, hanımefendi. Sadece büyük harfle yazılmıyor. Bir çeşit, el-kapısı denebilir. Eskiden sadece bunlardan vardı.”

“Neyse, en azından çalışıyor. Oğlum kirin, mikropların arasına girmek zorunda kaldı.”

“Bugün dışarısı o kadar kötü değil hanımefendi,” dedi, işi nedeniyle her gün açık havaya çıkması gereken biri edasıyla. “Bazen gerçekten kötü oluyor. Sanırım şuradaki Kapı’dan bahsediyorsunuz, bir bakayım.”

Yere oturdu; yanında getirdiği büyükçe alet çantasını açtı ve yarım dakika sonra nokta-demanyetizörünü kullanarak kontrol panelini açmış ve karmaşık devreleri ortaya çıkarmıştı.

Kontrol panelinin kadranındaki iğnelerinin hareketlerini, alan-analizörünün ince elektrotlarını çeşitli noktalara yerleştirerek incelerken, kendi kendine ıslık çalıyordu. Bayan Hanshaw, kollarını kavuşturmuş tepesinde dikiliyordu.

En sonunda, “Evet, burada bir şey var,” dedi ve fren-valfini bükerek çıkardı.

Tırnağıyla vurarak, “Bu fren-valfi depolarize olmuş hanımefendi, bütün sorun bundan kaynaklanıyor.” Alet çantasındaki küçük güvercin deliği gibi görünen boşluklar boyunca eliyle aranarak, kapıdan çıkardığı parçadan bir benzerini buldu. “Bunlar aniden gidiyor. Önceden anlayamıyorsunuz.”

Kontrol panelini geri taktı ve ayağa kalktı. “Şimdi çalışacak, hanımefendi.”

Bir referans numarası tuşladı, sildi, sonra bir başkasını tuşladı. Her seferinde, Kapı’nın soluk griliği, kadifemsi bir siyahlığa dönüştü. “Şurayı imzalayabilir misiniz hanımefendi?” dedi, “ve rica etsem ödeme numaranızı da yazabilir misiniz? Teşekkürler.”

Kendi çalıştığı fabrikaya ait başka bir numara girdi ve elini başına götürerek kibarca selam verdikten sonra kapıdan geçti. Bedeni karanlığa doğru girerken, görüntüsü sertçe kesildi. Yavaş yavaş daha az bir kısmı görünüyordu ve alet çantasının ucu, görüşten kaybolan son şeydi. Bir saniye sonra tamamen geçmişti ve Kapı tekrar soluk gri rengine döndü.

Yarım saat sonra, Bayan Hanshaw yarıda kesilen hazırlıklarını tamamladığında ve sabahki talihsizliği üzerinden attığında, vizifon can sıkıcı bir şekilde çaldı ve asıl dertleri başladı.

 

ooo

 

Bir sonraki bölüm ►

 

Yazan: Isaac Asimov
Orijinal adı: It’s Such a Beautiful Day
Star Science Fiction Stories No.3, 1954