Edward Page Mitchell’dan ‘Geriye Giden Saat’ – Bölüm I

 

Bir sonraki bölüm ►

 

GERİYE GİDEN SAAT

 

Orijinal Adı: The Clock That Went Backward
Yazan: Edward Page Mitchell
The Sun, 18.09.1881
Çeviren: RAOST.NET

 

I

Büyük-teyzem Gertrude’un Sheepscot Nehri kıyısındaki evinin önünde bir dizi Lombardiya kavağı bulunuyordu. Teyzem, dış görünüşü itibariyle şaşırtıcı bir şekilde bu ağaçları andırıyordu. Onları, daha canlı türlerden ayıran kansızlığın umutsuz görüntüsü vardı üzerinde. Uzun boylu, sert hatlı ve aşırı derecede zayıftı. Kıyafetleri üzerine yapışırdı. Eminim ki eğer Tanrılar ona Daphne’ye layık gördükleri kaderi layık görecek olsalar, kasvetli dizideki yerini, diğer hüzünlü kavaklar kadar doğallıkla alırdı.

Anımsayabildiğim en eski anılarımdan bazıları bu saygıdeğer akrabama ait. Canlıyken de, öldükten sonra da anlatmak üzere olduğum olaylarda önemli bir rol oynadı: O olaylar ki, insanlık tarihinde bir örneği daha olduğunu sanmıyorum.

Maine’deki Gertrude teyzeye yaptığımız düzenli ziyaretler sırasında, kuzenim Harry’yle birlikte onun yaşı hakkında tahminler yürütmeye çalışırdık. Altmış yaşında mıydı; yoksa yüz yirmi mi? Kesin bir bilgimiz yoktu; ikisi de olabilirdi. Yaşlı kadın, eski moda eşyalarla çevriliydi. Tamamen geçmişte yaşıyor gibiydi. İkinci fincan çayını içerken veya kavakların ince gölgelerinin doğrudan doğuya düştüğü taraçada otururken, konuşmaya hevesli olduğu nadir anlarda, bize sözde atalarıyla ilgili hikâyeler anlatırdı. Sözde diyorum, çünkü onun ataları olabileceğine hiçbir zaman tam anlamıyla inanamadık.

Soybilimi aptalca bir şeydir. Aşağıdaki de, en basit haline indirgenmiş şekliyle Gertrude Teyzeninki:
Büyük büyük büyükannesi (1599-1642) Hollandalı bir kadınmış; Püriten bir kaçakla evlenerek Lord’umuzun 1632 yılında, Leyden’den, Ann isminde bir gemiyle Plymouth’a gelmiş. Hacı annenin bir kızı varmış, Gertrude Teyzenin büyük büyükannesi (1640-1718). Yüzyılın erken vakitlerinde Massachusetts’in Doğu Bölgesine gelmiş ve Penobscot Savaşları sırasında Kızılderililer tarafından öldürülmüş. Onun kızı (1680-1776), bu kolonilerin özgür ve bağımsız olduğunu görecek kadar yaşamış ve cumhuriyetin nüfusuna on dokuzdan az olmamak üzere güçlü oğullar ve güzel kızlar katmış. Bu sonunculardan biri (1735-1802) Batı Hindistan ticaretiyle uğraşan Wiscassetli bir kaptanla evlenmiş ve onunla beraber denize açılırmış. İki defa üzerinde olduğu gemi batmış – bir keresinde şimdi Senguin Adası olan yerde, bir kere de San Salvador’da. Gertrude Teyze, San Salvador’dayken doğmuş.

Bu aile hikâyesini duymaktan son derece bunalmış olmalıyız. Belki de yukarıdaki tarihlerin körpe kulaklarımıza aralıksız tekrar ve acımasız ısrarla sokulması bizi şüpheciliğe sevk etmiştir. Dediğim gibi, Gertrude Teyzenin atalarına neredeyse hiç itimat etmiyorduk. Oldukça olasılık dışı görünüyordu. Kişisel görüşümüz, büyük büyükannelerin ve büyükannelerin ve sairin tamamen masal olduğu ve onlara atfedilen hikâyelerin tamamının kahramanının, yüzyıldan yüzyıla, çağdaşlarının kuşakları tüm canlıların ortak kaderini paylaşırken, aslında Gertrude Teyze olduğuydu.

Konağın kare merdivenliğinin ilk katında uzun bir Hollanda yapımı saat vardı. Saat sekiz fitten daha uzundu, dışı koyu kızıl bir, ancak maun olmayan bir tahtadandı ve ilginç gümüş kakmaları vardı. Kolay bulunacak türden bir mobilya değildi. Aşağı yukarı yüzyıl önce Brunswick kasabasında çalışkan ve başarılı bir zanaatkar olan Cary adında bir saatçi vardı. Sahil’in o tarafında bulunan, durumu iyi evlerin neredeyse hepsinde Cary’nin saatlerinden bir bulunuyordu. Ancak Gertrude Teyzenin saati, Brunswickli zanaatkar doğmadan daha iki yüzyıl önce bile saatleri ve dakikaları gösteriyordu. Daha Sessiz William, Leyden’i korumak için hendekleri kazdırdığı sırada bile çalışıyordu. Kadranı boyunca uzanan kalın siyah harfler ve sayılarla yazılı yapımcının adı, Jan Lipperdam ve tarihi, 1572, hâlâ okunabiliyordu. Cary’nin başyapıtları, bu kadim aristokratın yanında yeni ve bayağı kalıyordu. Neşeli bir Hollanda Ay’ı, fazları göstermek üzere yel değirmenleri ve havzaların üzerine ustalıkla resmedilmişti. Tepesine maharetli bir el tarafından korkunç süsleme oyulmuştu: Bir kurukafanın içerisinden geçen çift taraflı kılıç. On altıncı yüzyılın tüm saatleri gibi sarkacı yoktu. Ağırlıkların uzun kasanın tabanına doğru inişlerini, basit bir Van Wyck mekanizması kontrol ediyordu.

Ancak bu ağırlıklar hiç hareket etmezdi. Yıllar boyu Harry’le birlikte Main’e her gidişimizde, saati ilk gördüğümüz zamanki gibi üçü çeyrek geçeyi gösterir bir halde bulurduk. Şişman ay daima üçüncü dördündeydi ve yukarıdaki kurukafa kadar hareketsizdi. Sessizliğinde ve hareketsiz kollarında bir tür gizem vardı. Gertrude Teyze bize saatin üzerinde yıldırım düştüğünden beri mekanizmanın hiç işlemediğini söylemişti ve dışında yukarı kısmına doğru bulunan kara bir delik ile aşağı doğru birkaç fit uzanan yarığı göstermişti. Bu hikâye bizi tatmin etmedi. Çünkü kasabadan saatçiyi getirme teklifimizi sertçe reddedişini veya Harry’yi elinde anahtar, merdivenin tepesinde saatin gerçekte neden çalışmadığını bulmaya çalışırken yakaladığında yaşadığı tuhaf endişeyi açıklamıyordu.

Çocukluğumuzu artık geride bıraktığımız zamanlarda bir Ağustos akşamı, koridordan gelen bir sesle uyandım. Kuzenimi sarstım. “Evde biri var,” diye fısıldadım.

Odadan parmak uçlarımızda çıktık ve merdivenlere yöneldik. Aşağıdan hafif bir ışık geliyordu. Nefesimizi tutarak sessizce ikinci kata indik. Harry kolumu tuttu. Beni geriye, gölgelere doğru çekerken bir taraftan da korkulukların arasından aşağıyı işaret ediyordu.

Tuhaf bir şey gördük.

Gertrude Teyze, eski saatin önünde duran bir sandalyenin üzerindeydi; üzerindeki beyaz gecelik ve beyaz kukuletasıyla kavakların karla kaplı olduklarında olduğu gibi hayaletsi bir görüntüsü vardı. Ayağımızın altındaki tahtalar hafifçe gıcırdadı. Aniden bize doğru döndü; gözlerini karanlığa doğru dikmişti ve elindeki mumu yukarı bize doğru tutuyordu, öyle ki ışık soluk yüzünün tamamını aydınlatıyordu. Ona iyi geceler dilediğimiz andakinden çok daha yaşlı görünüyordu. Birkaç dakika boyunca hareket etmedi; yalnızca mumu yukarı doğru tuttuğu kolu titriyordu. Sonra, tamamen ikna olunca, mumu raflardan birine yerleştirdi ve tekrar saate döndü.

Yaşlı kadın daha sonra saatin arka tarafından bir anahtar çıkardı ve ağırlıkları ayarlamaya koyuldu. Nefes alış verişini duyabiliyorduk; hızlı ve kısa kısa. Ellerini saatin iki tarafına koyarak yüzünü kadrana yaklaştırabildiği kadar yaklaştırdı; sanki onu muayene ediyordu. Uzun bir süre bu pozisyonda kaldı. Sonra bir rahatlama sesi çıkardı ve bir anlığına hafifçe bize doğru döndü. O anda verdiği sevinç tepkisi ile yüzünün birden nasıl değiştiğini asla unutamayacağım.

Saatin kolları hareket ediyordu; geriye doğru.

Gertrude Teyze, iki kolunu saatin iki tarafına koayrak, pörsümüş yanağını saate bastırdı. Onu defalarca öptü. Yüz değişik şekilde okşadı; sanki canlı bir şeymiş gibi. Saati sevdi, onunla duyduğumuz ama anlayamadığımız kelimelerle konuştu. Saatin kolları geriye doğru hareket etmeye devam ediyordu.

Sonra aniden çığlık atarak geri çekildi. Saat durmuştu. Uzun bedeni bir an için sandalyenin üzerinde sallandı. Korku ve umutsuzlukla kollarını uzattı; yelkovanı eski üçü çeyrek geçe konumuna doğru itti ve sertçe yere düştü.

 

ooo

 

Bir sonraki bölüm ►

 

Yorumlar