Simülasyon Argümanı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

 

Simülasyon Argümanı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

 

Yazan: Nick Bostrom
2008, güncelleme 2011; Versiyon 1.10

 

Sorular:

1. Simülasyon argümanı nedir?

2. Bir bilgisayar simülasyonu içerisinde olduğumuza gerçekten inanıyor musunuz?

3. Simülasyon argümanı, Descartes’ın şeytanı veya kavanozdaki-beyin argümanının bir çeşitlemesi midir?

4. Eğer bir simülasyon içerisindeysek, bu simülasyon argümanındaki akıl yürütmenin inandırıcılığını azaltmıyor mu?

5. “Matrix’deki kaymaları görebiliyorum!”

6. Eğer evren sonsuzsa, simülasyon argümanına ne olur?

7. Biz, hiçbir simüle edilen yaratığın henüz var olmadığı bir zamanda, ilk nesil olamaz mıyız?

8. Simülasyon argümanı yaşamınızı nasıl etkiledi?

9. Simülasyon-hipotezi test edilemez değil midir?

10. Simülasyon argümanının din ile nasıl bir bağlantısı vardır?

11. Ya uzaylılar tarafından simüle edildiysek?

12. Bu konuya neden bu kadar fazla ilgi olduğunu düşünüyorsunuz?

13. Bizler eğer simüle edilmişsek, bu dünyanın “gerçekten gerçek” olmadığını mı gösterir?

14. Bu fikir nereden aklınıza geldi?

15. “Eğer evren kuantum ölçeğindeki bir doğruluk ile simüle edilmemişse, simülasyon derhal Bell eşitsizlik testi veya buna benzer bir test ile açığa çıkarılabilir.”

16. Simülasyon argümanı genelleştirilebilir mi?

 

-oo-

 

1. Simülasyon argümanı nedir?

Simülasyon argümanı, 2003’te yayımlanan bir makale ile ileri sürülmüştür. Bu makalenin taslak hallerinden biri, birkaç yıldan beri dolaşımdaydı.

Argüman, aşağıdaki önermelerden en az birinin doğru olduğunu işaret etmektedir:

(1) bir “post-insan” aşamasına ulaşamadan, insan türünün nesli tükenecektir;

(2) herhangi bir post-insan uygarlığının, kendi evrimsel tarihlerine (veya bununla ilgili türlere) ait anlamlı sayıda simülasyon koşturmaları aşırı derecede olasılık dışıdır;

(3) neredeyse kesin bir şekilde bir bilgisayar simülasyonunda yaşıyoruz.

Buradan, eğer halihazırda bir simülasyon içerisinde yaşamıyorsak, bir gün ata-simülasyonları koşturan post-insanlar haline geleceğimize ait anlamlı bir olasılık olduğu inancının yanlış olduğu ortaya çıkar. [Makalede] varılan bu sonuçtan ortaya çıkan başka birtakım sonuçlar da tartışılmıştır.

Argüman, bilim insanları, felsefeciler ve medya tarafından hatırı sayılır ölçüde bir ilgi ile karşılanmıştır.

Kaynaklar:

N. Bostrom, “Are You Living in a Computer Simulation?” Philosophical Quarterly, 2003, Cilt. 53, No. 211, sayfa. 243-255, http://www.simulation-argument.com/simulation.html, http://bilimvesaire.com/2017/02/bilim/simulasyon-argumani/.

 

2. Bir bilgisayar simülasyonu içerisinde olduğumuza gerçekten inanıyor musunuz?

Hayır. Ben, simülasyon argümanının temel olarak akla yatkın olduğunu düşünüyorum. Argüman, üç olasılıktan en az birinin elde edildiğini gösterir, ancak bunun hangisi/hangileri olduğu söylemez. Bu nedenle bir kişi simülasyon argümanını kabul ediyor, ancak simülasyon hipotezini (yani bir simülasyon içerisinde yaşadığımızı) reddediyor olabilir.

Ben kişisel olarak simülasyon hipotezine %50’den daha düşük bir olasılık veriyorum – %20 civarında bir şeyler, belki, bir ihtimal. Ancak bu kestirim öznel bir kişisel görüştür ve simülasyon argümanının bir parçası değildir. Benim [bu şekilde düşünmemin] nedeni, (1)-(3) [olarak numaralandırılan] üç ayrık önermenin lehine veya aleyhine güçlü kanıtlar olmadığına inanıyor olmam; bu nedenle her birine anlamlı bir olasılık atfetmek makuldür.

Simülasyon argümanını duyan kişilerin, sıkça, “Evet, ben argümanı kabul ediyorum, ve #n olasılığının elde edildiği açık,” dediğini fark ediyorum. Fakat farklı kişiler, farklı n’ler seçiyor. Bazıları (1)’in açıkça doğru olduğunu, diğerleri (2)’nin doğru olduğunu ve başkaları da (3)’ün doğru olduğunu düşünüyor. Gerçek ise, ayrık önermelerden hangisinin doğru olduğunu bilmiyor olduğumuz gibi görünüyor.

 

3. Simülasyon argümanı, Descartes’ın şeytanı veya kavanozdaki-beyin argümanının bir çeşitlemesi midir?

Hayır, simülasyon argümanı bu geleneksel felsefi argümanlardan temelden farklıdır (Brian Weatherson’a cevabımda açıkladığım gibi). Simülasyon argümanının amacı farklıdır: Epistemolojik teorilere ve sağduyuya meydan okumak için şüpheci bir soru ortaya koymak değil, bunun yerine dünya hakkındaki belli bir ayrıklık {İng. disjunction } iddiasının (yani (1)V(2)V(3)’ün) doğru olduğuna dair ilginç deneysel nedenlerimiz olduğunu tartışmaktır. Simülasyon argümanı, kesin bir şekilde gelecekteki teknolojik yetilerimiz hakkındaki açık-olmayan deneysel öncüllere dayanmaktadır. Ve simülasyon argümanının sonucu, yalnızca bir simülasyon içerisinde yaşamadığımızdan emin olamayacağımız değildir. Eğer fSIM‘in (tüm insan-benzeri yaratıklar içerisinden simüle edilenler grubunun) çok küçük fakat sıfırdan farklı olduğunu bilseydik, bir simülasyon içerisinde olmadığımızdan tamamen emin olamazdık, ancak bu pek de ilginç bir tartışma olmazdı. (eğer sonsuz olan evrenimizde bir yerlerde birkaç “kavanozlanmış beyin” olduğunu düşünseydik, bu durumda bizim de kavanozlanmış beyinler olmamıza kati olarak sıfır güvenirlik veriyor olmamamız gerekirdi, ancak kavanozlardaki beyinlerin oranının, kafataslarındaki beyinlere oranla çok düşük olduğunu düşünüyor olduğumuz sürece, kavanozlardaki beyinler olmadığımızdan şüphe etmek için sağlam bir zemine sahip olmazdık, en azından bunun aksine işaret eden belirli kanıtların olmadığı durumda.)

Simülasyon argümanı, sıradan kavanozdaki-beyin argümanlarından, şüphe uyandıran bir noktadan başlayarak zorlayıcı sorular sorma vasıtasıyla bu şüpheyi dağıtmaya çalışmaması yönüyle de farklıdır. Bunun yerine, şeylerin, bizim olduklarını inandığımız şekilde olduklarından başlar ve bu inançlara başlangıçta yüksek bir güvenirliğimizin olmasının yerinde olduğunu teslim ederken, yine de bu inançları gözden geçirmemizi gerektiren belirli deneysel-kökenli nedenlerimiz olduğunu göstermeye çalışır – bizim, bir dış dünyanın varlığı hakkında genel olarak agnostik bir bakış açısı benimsememizi değil, yalnızca ayrıklığın sonucunu kabul etmemizi sağlamaya çalışır. Bu nedenle, simülasyon argümanının, bizim daha agnostik olmamızı sağlayacak şüpheci bir argüman olarak düşünülmemesi iyi olur, daha ziyade ayrık önermelerden belli bir tanesine olan güvenirliğimizi artıracak (ve bunun olumsuzlanmasına olan güvenirliğimizi azaltacak) bir argüman olarak düşünülebilir.

Kaynaklar:

N. Bostrom, The Simulation Argument: Reply to Brian Weatherson, Philosophical Quarterly, 2005, Cilt. 55, No. 218, http://www.simulation-argument.com/weathersonreply.pdf

 

4. Eğer bir simülasyon içerisindeysek, bu simülasyon argümanındaki akıl yürütmenin inandırıcılığını azaltmıyor mu?

Simülasyon argümanı, gelişmiş bir uygarlığın teknolojik yetileri hakkındaki bir varsayıma dayanır. Bu varsayım için elimizde olan kanıt deneyseldir: Bilgisayımın fiziksel sınırları hakkındaki en iyi teorilerimiz ve ileri moleküler üretim teknikleri vesaire ile inşa edilebilecek yapı çeşitlerini ve bu teorilere duyduğumuz güvenimizi temel almaktadır. Fakat, eğer bir simülasyon içerisindeysek, bu durumda bu gözlemlere nasıl güvenebiliriz? Bu gözlemler bizi yalnızca simüle edilen gerçeklik hakkında bilgilendiriyor ve herhangi bir varsayımsal {simülasyonun içerisinde bulunduğu} alt gerçeklikle ilgili bilgi vermiyor olabilirler mi? Ve eğer durum buysa, bu, deneysel varsayımları hakkında şüphe uyandırarak, simülasyon argümanının inandırıcılığını azaltmaz mı?

Ancak bu itiraz hakkında dikkatlice düşünürsek, başarısız olduğunu fark ederiz. Bir simülasyon içerisindeysek, bunun altında yatan gerçeklik hakkında herhangi bir bilgi sahibi olamayacağımız iddiası doğru değildir. Bir simülasyon içerisinde, aşağıdaki iki koşullu savı kesin olarak biliriz:

A. Eğer bir simülasyon içerisindeysek, bu durumda alt gerçeklik simülasyonlara uygundur, bu türden en az bir simülasyon içermektedir ve (3) doğrudur.

B. Eğer bir simülasyon içerisinde değilsek, bu durumda simülasyon argümanında ifade edilen deneysel kanıtlar, ifade edildikleri şekilde geçerlidir ve teknolojik olarak ileri olan bir uygarlığın muazzam sayıda simülasyon yaratabileceğini ve sonuç olarak, simülasyon argümanında ileri sürüldüğü gibi (1)-(3) ile ifade edilen ayrık önermelerden en az birinin doğru olduğunu gösterir.

Yalnızca, bir simülasyon içerisinde olabileceğimiz veya olmayabileceğimiz için, bir simülasyon içerisinde olsak dahi, (1)-(3) ile ifade edilen ayrık önermelerden en az birinin doğru olacağı sonucuna varabiliriz.

Kaynaklar:

N. Bostrom, “Self-Locating Belief in Big Worlds: Cosmology’s Missing Link to Observation,” Journal of Philosophy, 2002, Cilt. 99, No. 12, sayfa. 607-623, http://www.anthropic-principle.com/preprints/cos/big.html.

F. Besnard, “Refutations of the Simulation Argument,” 2004, Basılmamış yazı, http://perso.wanadoo.fr/fabien.besnard/pdfrefut.pdf [bu bağlantı, bu itirazın başka bir türünü içermektedir].

 

5. “Matrix’deki kaymaları görebiliyorum!”

Buna inanmıyorum. Bir simülasyon içerisinde olmasak dahi bu tür bildirimler duymayı beklememiz gerekiyor. Bir simülasyon içerisinde olsak bile, bu türden bildirimler için en makul açıklama, gerçek bir “kayma”dan değil, insan zihninin sıradan zaaflarından (halüsinasyonlar, psikiyatrik sorunlar, görsel yanılsamalar, kendini kandırmalar, sahtekarlık ve benzerlerinden) kaynaklanıyor olduklarıdır.

Teknolojik olarak bilinçli katılımcıları olan simülasyonlar yaratabilecek kadar fazla ilerlemiş varsayımsal simülasyon sahiplerinin, aynı zamanda açıkça bu simüle edilmiş yaratıkların simülasyondaki anormallikleri fark etmelerini önleme yetilerinin de olması olası görünmektedir. Bu, anormalliklerden tamamen kaçınılarak, veya bunların herhangi bir fark edilebilir mikroskobik sonuçlarının olmasının önüne geçilerek veya şüphe uyandıran bir şeylere şahit olan gözlemcilerin beyinlerinin geriye dönük düzenlenmesi ile gerçekleştirilebilir. Eğer simülasyon sahipleri bizim simüle edildiğimizi bilmemizi istemiyorlarsa, kolaylıkla bunu keşfetmemizin önüne geçebilirler. Bizim – teknolojik olarak yardım görmeyen – mütevazı beyinlerimizin dahi, sıradan bir rüya en uçuk anormalliklerle dolup taşıyor olmasına rağmen, bizim geceleri rüya gördüğümüzü fark etmemizin nasıl önüne geçtiğini düşünün.

 

6. Eğer evren sonsuzsa, simülasyon argümanına ne olur?

Bu orijinal makalede bilerek dışarıda bırakılan ilginç bir sorundur. Sonsuz sayıda simüle edilmiş ve simüle-edilmemiş kişi içeren sonsuz bir evren ihtimalini kabul ettiğimizde, kesinlikle bazı düzeltmeler gerekli hale gelir. Bu durumda, simüle edilmiş kişilerin, toplam kişi sayısına oranı tanımsız olur.

Bu sonsuzluk durumlarıyla baş etmek için, toplam nüfuslar yerine yoğunluklar şeklinde düşünmek gibi bir yol izlememiz gerekir. Uygun bir yoğunluk-ölçüsü, toplam nüfus sonsuz olsa dahi sonlu olabilir. Gerçekten, bir “Büyük Dünya” {İng. Big World } kozmolojisinde mümkün olan tüm insani gözlemler, birileri tarafından bir yerlerde gerçekleştirilmektedir. (Bizim dünyamız pekâlâ bir büyük dünya olabilir, dolayısıyla bu zoraki bir olasılık değildir.) Büyük Dünyada, bilimsel teorilerimizden gözlemsel sonuçlar elde edebilmek için, bazı türde gözlemlerin diğerlerinden daha karakteristik olduğunu söyleyebilmemiz gerekir. (Bu konuda daha fazla ayrıntı için bana ait “Self-Locating Belief in Big Worlds” {Büyük Dünyalarda Kendi Yerimizi Bulmak} makalesine bakınız.)

Bu kavramı sonsuz bir evrende kesin bir hale getirmenin en doğrudan yolu, yoğunluk limiti fikridir. Keyfi bir uzay-zaman noktası seçerek başlayın. Daha sonra, merkezi bu noktada olan ve çapı R olan bir hiper-küre düşünün. f(A), A türündeki tüm gözlemler için, bu hiper-küre içerisinde yapılan gözlemlere ait oran olsun. Daha sonra küreyi genişletin. A-tipi gözlemlerin karakteristikliği, R—>sonsuz iken {yani, R sonsuza giderken}, f(A) ‘nın limiti olsun.

Bu fikri bizim bir simülasyonda yaşıyor olmamız durumuna uygulamak için benzer bir kurala başvurabiliriz, yalnızca, farklı olarak seçeceğimiz noktayı bizim simülasyonumuzu koşturan bilgisayarın bulunduğu, gerçekliği taban seviyesinde bulunacak şekilde tanımlayarak ve hiper-küreyi bu seviyede genişleterek. (Bu kural, gerçekliğin en alt seviyesi yerine, “en aşağı kadar” simülasyon içinde simülasyonların bulunduğu bir sonsuz gerileme durumunda geçerli olacak şekilde de düzenlenebilir.)

Kaynaklar:

N. Bostrom, “Self-Locating Belief in Big Worlds: Cosmology’s Missing Link to Observation,” Journal of Philosophy, 2002, Cilt. 99, No. 12, sayfa. 607-623, http://www.anthropic-principle.com/preprints/cos/big.html

F. Besnard, “Refutations of the Simulation Argument,” 2004, Basılmamış yazı. http://perso.wanadoo.fr/fabien.besnard/pdfrefut.pdf [bu bağlantı, bu itirazın başka bir türünü içermektedir].

 

7. Biz, hiçbir simüle edilen yaratığın henüz var olmadığı bir zamanda, ilk nesil olamaz mıyız?

Gerçekten olabiliriz, fakat asıl soru bu ihtimale ne kadar bir olasılık vermemiz gerektiğidir. Eğer gelecekte yaşamış olacak, bizimkine benzer deneyimleri olan simüle edilmiş kişilerin sayısının, böyle deneyimlere sahip simüle edilmemiş kişilerin sayısından çok daha fazla olacağını var sayıyorsak, bu durumda, yüksek olasılıkla simüle edilmemiş azınlık değil, simüle edilmiş çoğunluk arasında olacağımızı düşünmemiz gerekir. Bu simüle edilen ve simüle edilmeyen kişilerin hangi nesilde olduklarını anlamalarının herhangi bir yolu yoktur. Eğer {bu kişilerin} tamamı ilk nesilde oldukları tahmininde bulunursa, neredeyse herkes yanlış tahminde bulunmuş olacaktır. Eğer tamamı daha sonraki bir nesilde oldukları tahmininde bulunursa, neredeyse herkes doğru tahminde bulunmuş olacaktır.

Argümanın bu nokta ile en yakından ilgili olan kısmı, orijinal makalenin V bölümünde kısaca savunulan “Basit İlgisizlik İlkesi”dir. Basit İlgisizlik İlkesi’nin özel aşikâr bir durum olarak türetilebileceği daha güçlü bir ilkenin savunması için bana ait Anthropic Bias kitabına bakınız.

Kaynaklar:

N. Bostrom, “The Simulation Argument: Reply to Brian Weatherson,” Philosophical Quarterly, 2005, Cilt. 55, No. 218, http://www.simulation-argument.com/weathersonreply.pdf.

N. Bostrom, “Antropic Bias”, Routledge, New York, 2002, Anthropic Bias: Observation Selection Effects in Science and Philosophy.

 

8. Simülasyon argümanı yaşamınızı nasıl etkiledi?

Pek etkilemedi. (Elbette, belirli bir araştırma alanıyla ilgili çalışmalarım hariç.)

Orijinal makale simülasyon-hipotezinin çeşitli potansiyel pratik etkileri hakkında bazı tartışmalar içeriyor ve bu konuda Robin Hanson da bir makale yayımladı. Hanson’un makalesi hakkındaki görüşüm, onun işaret ettiği fikirlerin mantıklı olabilecekleri, ancak bazı parçalarının zayıf ve bazı parçalarının da (benim makalemde tartışılanlar gibi) farklı fikirlere denk veya bunların yanında hafif kaldıklarıdır. Bence sonuç, simülasyon-argümanının, çok sayıda zayıf veya göze çarpmayan çıkarımları olmasına rağmen, şu an için nasıl yaşamamız gerektiği ile ilgili radikal çıkarımları olmadığıdır. Bunların pratik etkileri, elbette, simülasyon hipotezinin yanlış olma olasılığı nedeniyle de hafiflemektedir.

Bununla birlikte, simülasyon argümanı, savunulabilir olasılıklar kümesini daraltır ve bu sayede, diğer şeylerin yanısıra, türümüzün beklentilerine de ışık tutar. Bazıları henüz keşfedilmemiş olan diğer düşüncelerle veya tartışmalarla birleştirildiğinde, bireysel ya da kolektif planlamamızda önemli etkilere sahip olabileceği de düşünülebilir.

Kaynaklar:

R. Hanson, “How to Live in a Simulation,” Journal of Evolution and Technology, 2001, Cilt. 7, http://www.jetpress.org/volume7/simulation.htm, http://bilimvesaire.com/2017/07/vesaire/bir-simulasyonda-nasil-yasamali-robin-hanson/

 

9. Simülasyon-hipotezi test edilemez değil midir?

Bizim bir simülasyon içerisinde olduğumuzu gösterecek bazı gözlemler olabileceği açıktır. Örneğin, simülasyon sahipleri karşınızda bir pop-up pencere açarak “BİR SİMÜLASYON İÇERİSİNDE YAŞIYORSUNUZ. DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN,” yazısı çıkarabilirler. Veya sizi , kendi gerçeklik seviyelerine çekebilirler.

Bunun dışında güçlü dolaylı kanıtlar da elde edebiliriz; örneğin, bir gün kendimizin uygun türde bir simülasyon yarattığımızı gözlemlememiz gibi. İnsan-benzeri türlerin hayatta kalma olasılıkları hakkında daha şey öğrenebilirsek, bu da konuyla ilgili bilgi sağlayabilir. Örneğin ileride, pratik olarak hiçbir ileri uygarlığın karşı koyabilmesini umut edemeyeceğimiz kadar büyük tehlikeler ile karşı karşıya kalacağımızı öğrenirsek, bu simülasyon-hipotezinin olasılığını düşürecektir. Hipotezin olasılığını artıracak veya azaltacak çok sayıda diğer gözlemsel kanıtların yanısıra, dolaylı teorik veriler de ileri sürülebilir. Dolayısıyla, simülasyon hipotezi, bu anlamda, açıkça test edilebilirdir.

Şimdi, ayrık önermelerin hangisinin doğru olduğuna ışık tutabilmek için kısa vadede gerçekleştirebileceğimiz herhangi bir test olup olmadığı merak ediliyor olabilir. Bunu sağlayabilecek – birtakım kimyasalları bir şişede karıştırıp, kırmızıya mı, maviye mi döndüklerine bakmak gibi – herhangi basit bir deneyin var olduğundan şüpheliyim. (Elbette, teorik bilimin büyük kısmı, bu anlamda, test edilebilir değildir; dolayısıyla bu, bir şeyin ciddiye almaya değer olup olmadığını

belirlemek için kullanışlı bir ölçüt değildir.) Fakat, tabii ki, gerçekleştirdiğimizde elde edeceğimiz gözlemsel kanıt parçalarının sürpriz bir şekilde, simülasyon-hipotezi ve diğer ayrık önermelerin olasılıklarıyla ilgili olduğunu gösterecek bazı zekice düşünülmüş çözümlemeler mevcut olabilir. Böyle herhangi bir çözümlemeden üç ayrık önermeden hangisinin doğru olduğuna dair kesin veya aşırı derecede güçlü kanıtlar vermesini beklemek fazla olur, ancak, bence, en azından zayıf ipuçları veya koşullu işaretler kanıtlar beklemek makuldür.

 

10. Simülasyon argümanının din ile nasıl bir bağlantısı vardır?

Kelimenin gerçek anlamıyla her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrıya ilişkin dinsel fikirler ile doğrudan hiçbir bağlantısı yoktur. Simülasyon-hipotezi böyle bir tanrının ne varlığını ne yokluğunu ima eder.

Orijinal makalenin son bölümü, geleneksel dini kavrayışlar ile, bizim varsayımsal simülasyon sahiplerimiz arasında belli bazı paralellikler çizilebileceği konusunda spekülasyonlar içermektedir. Bu simülasyon sahipleri, bizim dünyamızı yaratmış olacaklardır, burada olan her şeyi izleyebileceklerdir, ve simüle edilmiş varsayılan doğa kanunlarının ötesinde kalan yöntemler ile müdahalelerde bulunabileceklerdir. Dahası, (en başından böyle bir simülasyon yaratabilmiş olmak için) muhtemelen süper zekilerdir. Farklı bir simülasyonda ölüm sonrası yaşam veya simülasyon-içinde-ölümden sonra farklı bir gerçeklik seviyesi gerçek bir olasılık haline gelecektir. Hatta simülasyon sahiplerinin, simüle ettikleri yaratıkları nasıl davranışlarda bulunduklarına göre, belki tanıdık ahlaki veya dinsel normlar ile ödüllendirmeleri veya cezalandırmaları bile düşünülebilir (bu olasılık, simülasyon sahiplerinin, bu normları tanımış olan daha erken insanların nesillerinden olma olasılıkları ile biraz daha güvenilirlik kazanır).

Hayatı boyunca katı ateist olmuş olan bir kişi, kendisine simülasyon argümanını açıkladığımda, bana bunun Tanrı’nın varlığı konusunda işitmiş olduğu en iyi argüman olduğunu söyledi. {Sonradan} bir agnostik oldu.

Yine de, simülasyon-hipotezinde ima edilen simülasyon sahiplerinin, kendi gerçeklik seviyelerindeki doğa kanunlarına tabi olan doğal varlıklar olacağının altını çizmek önemlidir; kesinlikle her şeyi bilir veya her şeye gücü yeter olmayacaklardır ve sonlu da olabilirler. Dahası, simülasyon argümanının, simülasyon-hipotezine {yani, doğruluğuna} işaret etmediğini de aklımızda bulundurmamız gerekir.

 

11. Ya uzaylılar tarafından simüle edildiysek?

“Argüman fazla insan merkezli değil mi? Ya bizim evrenimizi simüle eden süper bilgisayarı bir tür yabancı ırk inşa ettiyse ve simülasyon asıl olarak kendi türünü simüle etmek için geliştirildiyse? Bu çifte-eğer-böyleyse senaryosunun (biz, simüle edilmiş durumdayız, ancak insanlık ile ilgisi olmayan uzaylı bir tür tarafından) sizin orijinal teoriniz hakkında ne tür imaları bulunmaktadır?”

Simülasyon-hipotezi, şekli itibariyle bizim dünya dışı bir uygarlık tarafından simüle edilmiş olduğumuz olasılığını kapsamaktadır. Bununla birlikte, bu kapsama gereksizdir. Simülasyon-hipotezi doğru ise, biz bir bilgisayar içindeyiz ve bu bilgisayarı hangi uygarlık inşa ettiyse, tanım gereği, bu uygarlık bizim “yuvamızdır.”

Elbette, simülasyon sahiplerinin ve atalarının, evrenimizdeki birtakım dünya dışı uygarlıklara (eğer varsalar), bizden daha benziyor olabilirler, bu nedenle, bu anlamda bizim bir uzaylı-benzeri uygarlığın nesilleri tarafından simüle ediliyor olmamız mümkündür.

Daha genel olarak, simülasyon sahipleri, kendi atalarından veya kendi yaşadıkları gezegenden oldukça farklı gezegenlerde yaşayan birçok simüle edilmiş kişi yaratmış olabilirler. Bizim böyle bir simülasyon içerisinde yaşıyor olmamız mümkündür. Bizim varsayımsal simülasyon sahiplerimizin (veya atalarının) bize benzer olmaları veya dünyalarının bizim deneyimlediğimiz dünyaya benzer olma olasılığı konusunda herhangi bir tahminde bulunmamızı sağlayacak bir yöntem bilmiyorum. (Orijinal makale, ata-simülasyonları üzerine yoğunlaşmaktadır, çünkü bu durum için yöntembilim daha sağlamdır. Bir çeşit ilgisizlik ilkesinin, birbirinden çok farklı olan “gözlemci-anları” referans sınıfına uygulanıp uygulanamayacağı o kadar açık değildir. Referans sınıf problemi hakkında daha fazla bilgi için, Anthropic Bias ‘a bakınız.)

Kaynaklar:

N. Bostrom, Anthropic Bias: Observation Selection Effects in Science and Philosophy, Routledge, New York, 2002, http://www.anthropic-principle.com/book/

 

12. Bu konuya neden bu kadar fazla ilgi olduğunu düşünüyorsunuz?

Eğer simülasyon argümanı mantıklı ise, bize dünya hakkında şaşırtıcı ve derin bir şeyler anlatmaktadır. Argüman güçlüdür, çünkü görece basit deneysel varsayımlardan, dünya hakkında dikkate değer bir sonuca ulaşmaktadır (yani yukarıda bahsedilen üç-parçalı ayrık önermeye). Bu kadar kısa bir felsefi argüman ile bu kadar büyük bir etki yaratılması nadirdir.

 

13. Bizler eğer simüle edilmişsek, bu dünyanın “gerçekten gerçek” olmadığını mı gösterir?

Dünyanın “gerçekten gerçek” olmadığı ileri sürülerek hiçbir açıklığa kavuşulmuş olmaz. Diğer taraftan, bizim deneyimlediğimiz dünya gerçekliğin yalnızca bir parçası olmuş olur. {Bu durumda} gerçeklik, simülasyonu koşturan bilgisayarı, bilgisayarı inşa etmiş olan uygarlığı ve belki de pek çok diğer simülasyon ile bunların yanında birçok şeyi içerecektir.

 

14. Bu fikir nereden aklınıza geldi?

Doktora çalışmam sırasında, öz-yer-belirleme inançlarını {İng. self-locating beliefs} araştırdım ve bu inançları etkileyen gözlem seçim etkileri {İng. observation selection effects} için ilk matematiksel modeli geliştirdim. Ayrıca yıllardır gelecekteki teknolojik imkânlar ve bunların insanlık üzerindeki olası etkileri düşünüyordum. Eğer kişi bu iki alanı – gözlem seçim teorisini ve gelecekteki teknolojik imkânların araştırılmasını – birleştirirse, simülasyon argümanı yalnızca küçük bir çıkarım kadar uzaktır.

Fikir, nihai biçimini almadan önce, birkaç yıldır tam gelişmemiş bir versiyonu hakkında konferansların kahve molaları sırasında karşılaştığım meslektaşlarımın fikirlerini alıyordum. Aldığım karşılık genellikle “evet, bu oldukça ilginç” oluyordu ve konuşma daha sonra hiçbir sonuca ulaşmadan farklı konulara kayıyordu.

Bir akşam, bunun yalnızca bir kahve molası sohbeti olmaktan fazlası olduğunu ve daha katı bir hale getirilebileceğini fark ettiğimde, spor salonuna doğru gidiyordum ve yine argüman hakkında kafa patlatıyordum. Antrenmanı bitirdiğim sırada, aynı zamanda argümanın (aslında gayet basit olan) temel yapısını da tasarlamıştım. Ofisime gittim ve bunu kaleme aldım.

(Burada çıkarılacak bir ders var mıdır? Yeni fikirlerin, sıkça, biriyle ilgili önceden yeterince derin bir seviyede uzmanlaşıldığı, iki farklı alan veya düşünsel yapının birleştirilmesinden doğması sıradan bir durumdur. Ancak buradaki, genel olarak hakkı verilmeyen ek bir ders, bir şeyleri belli belirsiz fark ettiğimizde, buradaki buluş imkanının elimizden kaçmasının nedeninin, fikri yeterince ciddiye almamamız olduğudur.)

 

15. “Eğer evren kuantum ölçeğindeki bir doğruluk ile simüle edilmemişse, simülasyon derhal Bell eşitsizlik testi veya buna benzer bir test ile açığa çıkarılabilir.”

İtiraz, “bu nedenle,” diye devam eder, “kuantum fizik deneylerine karşı koyabilecek yeterlikte bir sana evren yaratmak için, ya bir kuantum bilgisayarına, ya da gerçekten süper-astronomik seviyede bir kuantum-olmayan bilgisayım gücüne sahip olmanız gerekir.”

Kuantum ölçeğinde bir doğruluk ile simüle edilmemiş bir evrenin derhal açığa çıkacağı varsayımı temelsizdir. Orijinal makalede, çalışma masanızın (tam bir kuantum simülasyonundan çok daha düşük doğruluğu olan) atomik-seviyede dahi simüle edilmesinin gerekli olmadığı ve uzak astronomik nesneler için aşırı derecede kaba bir çözünürlüğün yeterli olacağı belirtilmiştir. Eğer çalışma masanıza bir taramalı tünelleme mikroskobu kurarsanız, bu durumda atomik-seviyedeki yapıları ayırt edebilirsiniz, ve o zaman bunlar simülasyona eklenecektir. Fakat bu ihtiyaç üzerine gerçekleştirilebilir: Her nerede biri dikkatli bir şekilde bakıyorsa, gerekli detay seviyesi üretilebilir. Dahası, simülasyondaki bir bozukluk {İng. bug} nedeniyle, birileri bir anormallik görürse, beyinleri sonradan düzenlenerek bu anıları çıkarılabilir (veya tüm simülasyon önbelleğe alınmış daha önceki bir durumdan itibaren sorundan kaçınacak şekilde tekrar koşturulabilir).

Dolayısıyla, buradaki fikir temel olarak, eğer bizim bir simülasyonda olduğumuz gerçeğini gizlemek istiyorlarsa ve eğer bu tür bir sahtecilik bunu gizlemek için en verimli yöntemse, birtakım deneysel bulgularımızın simülasyon sahipleri tarafından sahtelerinin yapılabileceğidir. Rüya gördüğünüz sırada, kendi beyninizin rüya görüyor olduğunuz gerçeğini sizden gizleme konusunda sıkça başarılı olduğu gerçeğini bir düşünün. Eğer sizin kendi mütevazı beyniniz bunu yapabiliyorsa, bazı teknolojik açıdan süper-gelişmiş süper-ileri ata-simülasyonu üreticilerinin aynı yanılgıyı yaratmaları büyük ihtimalle mümkündür.

Ayrıca, simülasyonun gerçekleştiği taban evreninde ne kadarlık bir bilgisayım gücünün bulunduğunu bilmediğimizi de dikkate alın: Simülasyon sahiplerinin kuantum bilgisayarlarına veya “süper-astronomik” klasik bilgisayarlara erişimleri olabilir. Yine de eğer simülasyon değilse, kendi evrenimizde uygulanabilir olduğunu bildiğimizden daha yüksek bir bilgisayım gücüne sahip olduklarını varsaymamız gereksizdir.

 

16. Simülasyon argümanı genelleştirilebilir mi?

“Örneğin, ya neredeyse kesin olarak dünyalaştırma yaparak bizimki gibi birçok dünyayı tohumlamayacağız ya da neredeyse kesin olarak dünyalaştırılmış ve tohumlanmış bir dünyada yaşıyoruz iddiasında bulunan bir dünyalaştırma argümanı geçerli olur mu?”

Evet, simülasyon argümanının biçimi, prensip olarak daha genel bir şekilde uygulanabilir, fakat gerekli deneysel önvarsayımların elde edilebilir olduğu ve sonuçların ilginç ve anlamlı olup olmadığı her durum için kontrol edilmelidir.

Örneğin, dünyalaştırma argümanı için, tohumlanmış uygarlıkların doğrudan tohumlanmış olup olmadıklarını anlayamayacaklarını, ayrıca, dünyalaştırma kararı alan her ileri uygarlığın, üzerinde bize benzer yaratıkların evrimleşeceği büyük sayıda dünyalaştırılmış gezegen yaratacağını varsaymamız gerekir. Bu varsayımların her ikisinden de şüphe duyulabilir. Argüman aynı zamanda bizim zamansal konumumuzu da hesaba katmalıdır.

Bizim gibi, bir gezegenin tohumlanması veya dünyalaştırması ile ortaya çıkmış uygarlıkların içinde yaşadıkları kozmik çağı belirleyebileceklerdir ve bu, bizden önce ortaya çıkan kaç gezegen uygarlığının şimdiye kadar tohumlama için (tohumların olgunlaşması için gereken gecikmeyi hesaba kattığımızda) gerekli zamana sahip olma konusunda bazı kısıtlar yaratır.

Benzer şekilde, henüz bilmediğimiz türde bir teknolojiye sahip ileri bir uygarlığın (belki de gizli boyutlar içinde genişleyen) bebek evrenlerin yaratımını tetikleyebileceği olasılığı üzerine odaklanan bir “evrenleştirme argümanı” da düşünülebilir. Simülasyon argümanının biçiminin bu hipotez ile nasıl yer değiştireceği oldukça açıktır. Ancak, bu evrenleştirme argümanının sonucu, simülasyon argümanınınkinden daha az dikkate değerdir. Örneğin, her ne kadar gelişmiş olsa da, bir uygarlığın yeni evrenler yaratmasının imkansız olduğu öğrenmekte özellikle şaşırtıcı bir taraf yoktur; ne de belki de evrenimizin, bazı zeki etkenlerin eylemlerinin sonucu olarak bir ebeveyn evrenden doğduğunu öğrenmek, bir bilgisayar simülasyonu içerisinde yaşadığımız kadar şaşırtıcı olacaktır.

Uzun lafın kısası, dünyalaştırma, evrenleştirme ve “Truman-şov” argümanları, simülasyon argümanı ile uyumludur ve mantıksal yapıları açısından paraleldirler. Bu alternatif uygulamaların bir kısmı ilgi çekici olabilir. Bunları her biri kendi meziyetlerine göre değerlendirilmelidir.

Kaynaklar:

B. Dainton, “Innocence Lost: Simulation Scenarios: Prospects and Consequences”, October 2002,
http://www.simulation-argument.com/dainton.pdf,
http://bilimvesaire.com/2017/07/vesaire/kayip-masumiyet-simulasyon-senaryolari-beklentiler-ve-sonuclar/

 

Bu yazının orijinali Simulation-argument.com‘da yayımlanmıştır. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

 

Yorumlar