Fermi Paradoksu | Çözüm 39: Kıyamet Ne Zaman?

 

Fermi Paradoksu | Çözüm 39: Kıyamet Ne Zaman?

 

Her günün Kıyamet günü olduğunu anlamamış biri, henüz hiçbir şey öğrenememiştir.

-Ralph Waldo Emerson, İşler ve Günler

 

İnsanlık kendisini çok çeşitli şekillerde yok edebilir. Önceki çözümlerde tartışılan felaketlere ek olarak, genetik bozulma, aşırı durgunluk, salgınlar ve bir düzine daha farklı yol mevcuttur. Üstelik göktaşı çarpması, Güneş’teki değişimler ve gama ışıması patlamaları gibi dış etkenlerden henüz bahsetmedik bile. Ne için çabaladığımız belli değil adeta. Ancak Homo sapiens gibi zeki bir tür, bu sorunların hepsiyle elbet baş edebilir, öyle değil mi? Delta t argümanı adı verilen bir akıl yürütme şekli, şaşırtıcı şekilde bunun doğru olmadığına işaret ediyor.

Richard Gott, 1969 yılında henüz bir öğrenciyken Berlin Duvarını ziyaret etti. O sırada Avrupa’da tatil yapmaktaydı, ve Duvar ziyareti, uğradığı pek çok noktadan biriydi; örneğin, 4000 yıllık Stonehenge’i de ziyaret etmiş ve oldukça etkilenmişti. Duvara bakarken, Soğuk Savaşın bu yaratımının Stonehenge kadar uzun süre ayakta kalıp kalamayacağını merak etti. Belki Soğuk Savaş diplomasisinin inceliklerine aşina ve muhalif tarafların göreli ekonomik ve askeri gücü konularında bilgili bir siyasetçi, akla yatkın bir tahminde bulunabilirdi (ve siyasetçilerin geçmiş performansları göz önünde bulundurulduğunda, muhtemelen yanlış çıkardı). Gott ise bu türden bir uzmanlığa sahip değildi ve şu şekilde akıl yürüttü:251

Öncelikle, Duvar’ı ziyaret ettiği an, Duvar’ın var olacağı süre içerisinde rastgele bir andı. Buraya, ne Duvar’ın (1961 yılındaki) inşa edilişini, ne de (1989 yılında gerçekleştiğini bildiğimiz) yıkılışını izlemek üzere gelmişti; tatildeydi yalnızca. Bu durumda, diye devam etti, Duvar’ı, toplam ömrünün ortasındaki iki çeyreklik süre içerisinde ziyaret ediyor olma ihtimali %50’ydi. Eğer bu aralığın başlangıcında burada bulunuyorduysa, Duvar, ömrünün 1/4’ünü tamamlamış olmalıydı ve toplam ömrünün 3/4’ü henüz geçirmemişti. Başka bir deyişle, Duvar, o ana kadar var olduğu sürenin 3 katı süre daha var olmaya devam edecekti. Eğer bu aralığın sonuna doğru burada bulunuyorduysa da, Duvar, toplam ömrünün 3/4’ünü geride bırakmış ve ömründen geriye 1/4’lük kısmı kalmış olmalıydı. Gott ziyaret ettiğinde Duvar 8 yaşındaydı. Bu nedenle, 1969’un yazında, Duvar’ın, 22/3 ila 24 yıl (8 × 1/3 yıl ila 8 × 3 yıl) arasında bir süre boyunca daha var olma ihtimalinin %50 olduğu sonucuna vardı. Bu dramatik olayı televizyondan izlemiş olanlar hatırlayacaktır, Duvar, Gott’un ziyaretinden 20 yıl sonra – öngörüsüne ait süre dolmadan önce – yıkıldı.

Berlin Duvar'ının ömrü
Fig. 4.23 Gott’un, Berlin Duvarı’nın, 1969 yılındaki ziyaretinden sonra 2 yıl 8 ay ila 24 yıl arasında olduğunu tahmin ettiği ömrüne ait tahminini gösteren çizim.

Gott, Berlin Duvarı’nın ömrünü tahmin etmek için kullandığı bu argümanın neredeyse her şeye uygulanabileceğini belirtmektedir. Eğer bir şeyle ilgili gerçekleştirdiğiniz gözleme ait özel bir durum yoksa, ve konuyla alakalı bilgilerin yokluğunda, gözlemlediğiniz şeyin, yaşının 1/3’ü ila 3 katı arasındaki bir süre daha var olma ihtimali %50’dir.

Fizikteki geleneksel yaklaşım, %50’den ziyade, doğru olma ihtimali en azından %95 olan öngörüleri göz önünde bulundurma şeklindedir. Bu durumda Gott’un argümanı değişmez, yalnızca sayılarda küçük değişiklikler olur: Eğer bir varlığı gözlemlediğiniz an, özel bir an değilse, bu durumda söz konusu varlığın, o anki yaşının 1/39’u ila 39 katı arasındaki bir süre daha var olma ihtimali %95 olur. Gott’un kuralını uygularken, gözleme ait herhangi özel bir durumun bulunmaması gerektiğini unutmamanız önemli. Bir nikâh törenine davet edildiğinizi, ve tören sırasında daha önceden tanımadığınız evli bir çift ile sohbet etmeye başladığınızı düşünün. Size, örneğin, on aydır evli olduklarını söylerlerse, onlara evliliklerinin %95 ihtimalle bir haftadan biraz daha uzun ve 32,5 yıldan daha kısa süreceğini söyleyebilirsiniz. Diğer taraftan, gelin ile damadın ne kadar süreyle bir arada olacaklarını öngörmeniz mümkün değildir: Zira nikahta bulunmanızın nedeni, tam olarak evliliğin başladığı ana şahit olmaktır. (Kuralın cenazelere neden uygulanamayacağı da aşikârdır.)

Berlin Duvarı'ndaki bir gedikten bakan insanlar
Fig. 4.24 Duvar’daki bir gedik. Berlin Duvarı’nın ömrüyle, türümüzün ömrünü birbirine bağlayan muhteşem bir argüman bulunuyor! (görsel: Frederik Ramm)

Delta t argümanını beton duvarlar ile insan ilişkilerinin ömrünü belirlemekte kullanmak heyecan verici olmasına rağmen argümanı daha ciddi bir şeyi tahmin etmek için de kullanabiliriz: Homo sapiens‘in ömrünün uzunluğu. Türümüz yaklaşık olarak 175.000 yaşındadır. Gott’un kuralını uygularsak, türümüzün gelecekteki ömrünün %95 ihtimalle yaklaşık olarak 4500 yıl ila 6,8 milyon yıl arasında olacağını buluruz. Böylece türümüzün ömrünün toplam süresi yaklaşık olarak 0,18 ila 7 milyon yıl arasında olur. (Bunu memeli türlerin, ortalama 2 milyon yıl olan ömürleri ile karşılaştırın. En yakın akrabalarımız olan Homo neanderthalensis, yaklaşık 200.000 yıl kadar hayatta kalmıştır; bir diğer insansı türü ve bir ihtimal doğrudan atalarımızdan olan Homo erectus‘un ömrü ise 1,4 milyon yıl sürmüştür. Yani türlerin ömürleri söz konusu olduğunda, Gott’un tahmini doğru mertebelerdedir.) Argüman, sonumuzun nasıl geleceği konusunda bir şey söylemez; yukarıda tartışılan bir veya daha fazla nedenden de kaynaklanabilir, oldukça farklı bir nedenden de. Argüman yalnızca, türümüzün 4500 ila 6.8 milyon yıl aralığındaki bir zamanda yok olmasının yüksek olasılıklı olduğunu belirtir.

Eğer Gott’un argümanıyla ilk kez karşılaşıyorsanız, size pekâlâ saçmalık gibi görünmüş olabilir (bana öyle gelmiş olduğunu itiraf ediyorum). Ancak mantığının tam olarak neresinde hata olduğunu bulmayı bir deneyin – bu pek de kolay değildir. Argümana yöneltilen “aşikâr” itirazların tamamı, kesin bir şekilde çürütülmüştür. Gott’un akıl yürütme şekline getirilen itirazları ve delta t argümanından çıkan sonuçları incelemeden önce, aynı fikrin biraz farklı bir versiyonuna bakmamız yararlı olacaktır.

Yeni bir televizyon yarışmasındaki bir yarışmacı olduğunuzu düşünün. Yarışmanın kuralları basit: Karşınızda aynı kutudan iki tane var ve sunucu size kutulardan birinde 10 top, diğerinde de 10 milyon top olduğunu söylüyor. (Toplar küçük.) Her bir kutudaki toplar sırayla numaralandırılmış. (Bir kutuda 1, 2, 3, …, 10 şeklinde ve diğerinde 1, 2,3, …, 10,000,000 şeklinde.) Sağdaki kutudan rastgele bir top çekiyorsunuz ve diyelim ki üzerinde 7 yazıyor. Yarışmanın amacı, hangi kutuda 10, hangisinde 10 milyon top olduğunu tahmin etmeye çalışmanız. Tek haneli sayı yazılı bir topun, 10 milyon top bulunan değil de, 10 top bulunan kutudan çıkmış olma ihtimalinin çok daha yüksek olduğu ve tahmininizi bu yönde yapacağınız açıktır.

Şimdi, iki kutu yerine, insanlardan oluşan iki ayrı küme olduğunu ve numaralı toplar yerine de, doğum insanların ıralarına göre numaralandırıldığını düşünün (yani Adem 1, Havva 2, Kabil 3, vesaire). Eğer bu kümelerden biri insan ırkına ait gerçek liste ise, türümüzün başlangıcından bu yana 70 milyar mertebelerinde insan yaşamış olduğu için, benim kişisel numaram, bu kitabın okurları için de olduğu gibi, 70 milyar civarlarında bir yerlerde olacaktır. Şimdi kutular için kullandığımız argümanın aynısını buraya uygulayalım: Sıralamada 70 milyar civarında bir yerlerde bulunuyor olma ihtimaliniz, toplam sayının 100 trilyon olduğu durumdan çok daha yüksek olasılıklıdır. (Birkaç on milyar kişi çok fazla gibi gelebilir, ancak şu anki hızda, Yeryüzü’nün nüfusuna her on yılda bir milyar kişi katmaktayız.)

Delta t argümanı, Kopernik ilkesinin genişletilmiş bir halidir. Geleneksel Kopernik ilkesi, evrende özel bir konumda bulunmadığımızı söylemektedir; Gott ise, zamanda da özel bir konumda bulunmadığımızı ileri sürer. Zeki bir gözlemci, örneğin siz değerli okur, kendinizin, aralarından herhangi bir tanesi olmuş olabileceğiniz (geçmiş, şimdi ve gelecekteki) tüm zeki gözlemcilere ait küme içerisinden rastgele seçilmiş olduğunuzu düşünmeniz gerekir. Eğer insanlığın gelecekte belirsiz sürelerce hayatta kalacağına, Galaksiyi kolonileştireceğine ve 100 trilyon insan doğuracağına inanıyorsanız, kendinize şunu sormanız gerekir: Nasıl olup da dünyaya gelecek insanlar arasında ilk %0,07’lik kısımda bulunacak kadar şanslı olabildim?

Gott, bazıları Fermi paradoksu ile doğrudan bağlantılı olan galaktik zekâya ait birtakım özellikleri çıkarsamak için benzer tipte istatistiksel argümanlara başvurmaktadır. Bunların tamamı, rastgele bir zeki gözlemci olmanız –uzayda ve zamanda özel bir yere sahip olmamanız – üzerine kuruludur. İlk olarak, galaksi DDU’lar {dünya dışı uygarlıklar} tarafından geniş ölçekte kolonileştirilmiş olamaz (çünkü olsaydı, siz de – evet, siz – muhtemelen bu uygarlıkların bir üyesi olurdunuz). İkinci olarak, delta t argümanını, radyo teknolojisinin Yeryüzü’ndeki geçmişine uygulayıp bunu Drake denklemiyle birleştiren Gott, % 95 güven seviyesinde, radyo ileten medeniyetlerin sayısının 121’den az, ve Drake denklemine yerleştirilen parametrelere bağlı olarak, muhtemelen çok daha az olduğu sonucuna ulaşmıştır. Üçüncüsü, DDU nüfusları arasında büyük farklar varsa, sizin de nüfusu ortalamadan yüksek olan bir DDU’nun üyesi olmanız muhtemeldir. Bu nedenle de, nüfusu bizimkinden çok daha yüksek olan DDU’ların nadir – bireylerinin sayısının, toplam varlıkların sayısına göre ezici üstünlüğü olmayacağı kadar nadir – olmaları gerekir, çünkü aksi takdirde onlardan birine dahil olmuş olurdunuz. Buradan, galakside bir Kardashev II uygarlığının olmadığı, gözlemlenebilir evrende herhangi bir yerde de Kardashev III uygarlığının bulunmadığı sonucu çıkar.

Yukarıda da belirttiğim gibi, argümanda doğru olmayan bir şeyler var gibi görünüyor; insana sanki yanlış olan bir şeyler var gibi geliyor – ama yanlış olan tam olarak nedir? Gott’un argümanı için hem destekleyici hem de karşıt felsefi fikirler mevcuttur, ve belki de yapılacak en doğru şey, bunun ne olduğunu bulma işini filozoflara bırakmak olur. Ben, şahsen, zeki türlerin mutlaka sonlu bir ömre sahip olması gerektiği varsayımından rahatsızım; en yakın tarihli gözlemler evrenin sonsuza dek genişleyeceğini ve böylece insanlığın sonsuza kadar hayatta kalabilmesinin mümkün olduğunu gösteriyor (ki böyle bir durumda bir kıyamet günü argümanının doğrudan uygulanması sorunlu bir hale bürünür). Ayrıca, burada bahsedilen “insanlık” tam olarak nasıl tanımlanmaktadır? Gott, insanlığın tam olarak ne zaman “başladığını” düşünüyor olabilir? Ve eğer türümüz evrimleşerek başka bir şeye dönüşürse, bu da insanlığın sonu olarak sayılmalı mıdır? Bununla birlikte, ne kadar rahatsız olursak olalım, kıyamet günü argümanı yerli yerince duruyor.

Kıyamet günü argümanının çeşitli yönleri, Willard Wells tarafından Apocalypse When?, adlı kitabında ustalıkla252 ele alınmaktadır. Wells, argümanı şaşırtıcı bir yöne çekiyor ve karşı karşıya olduğumuz varoluşsal risklere ek olarak, Fermi’nin sorusuna bir yanıt daha getiriyor: Evrim, insanların kısa vadeli tehlikeleri hızlıca tanımlamasını ve üstesinden gelmesini sağlamıştır; ancak uzun vadeli tehditleri fark etmemizi veya takdir etmizi sağlayacak için hiçbir içgüdümüz yoktur. Eğer bu durum zeki türler söz konusu olduğunda karakteristik olarak geçerliyse, kıyamet günü, belki de uzun vadeli sonuçları tahmin etme konusundaki bir başarısızlıktan kaynaklanıyor olabilir.

 

Notlar:

251şu şekilde akıl yürüttü: J Richard Gott III (1947-) Princeton Üniversitesi’nde görev yapmakta olan bir astrofizik profesörüdür. Kıyamet günü argümanı hakkındaki orijinal makalesi (Gott 1993), diğer birtakım çıkarımların yanısıra, insanlığın Galaksiyi kolonileştirmesinin olasılık dışı olduğunu ifade eder. Makalenin ardından son derece ilginç bir mektuplaşma gerçekleşmiştir (Buch ve ark. 1994). Filozof John Leslie, Kıyamet günü argümanını bağımsız olarak geliştirmiştir (Leslie 1996). Bu türden akıl yürütmelerin gücünü takdir eden ilk kişi belki de Avusturalyalı astrofizikçi Brandon Carter’dır (1942-); Carter’a ait antropik argümanlar 5. bölümde özetlenmiştir. geri=>

252ustalıkla: İnsanlığın hayatta kalışı sorusunun, sahne gösterileri ve işletmelerinin kayıtlı yaşam süreleri perspektif harika bir incelemesi için bakınız, Wells (2009). Wells, Feynman’ın sayılı öğrencilerinden biridir, ve kitabında Feynman’ın çekincesiz ve korkusuz üslubunu hissedebiliyorum. geri=>

 

Kaynaklar:

Buch P, Mackay AL, Goodman SN (1994) Future prospects discussed. Nature 358:106–108

Gott JR III (1993) Implications of the Copernican principle for our future prospects. Nature 363:315–319

Gott JR III (1997) A grim reckoning. New Scientist 15 Nov pp 36–39

Leslie J (1996) The end of the world. Routledge, London

Wells W (2009) Apocalypse when? Praxis, Chichester

 

-oOo-

 

Yazan: Stephen Webb, 2002