Simülasyon Argümanı Nedir?

 

BİR BİLGİSAYAR SİMÜLASYONUNDA MI YAŞIYORSUNUZ?

 

ÖZET

Bu makale aşağıdaki önermelerden en az birinin doğru olduğunu savunmaktadır: (1) insan türünün soyu, bir “post-insan” [İng. posthuman] aşamasına erişemeden büyük ihtimalle tükenecektir; (2) herhangi post-insan uygarlığının, kendi evrimsel süreçlerine (veya çeşitlemelerine) ait anlamlı sayıda simülasyon koşturmaları [İng. run] aşırı derecede beklenmediktir; (3) biz, neredeyse kesin bir şekilde bir bilgisayar simülasyonu içerisinde yaşıyoruz. Buradan, bir gün ata-simülasyonları [İng. ancestor-simulation] koşturan post-insanlar olacağımıza ait anlamlı bir olasılık olması inancının, halihazırda bir simülasyon içerisinde yaşıyor olmadığımız sürece, yanlış olduğu çıkar. Bu çıkarıma ait belli başka sonuçlar da burada tartışılmıştır.

 

I. GİRİŞ

Birçok bilimkurgu eseri ve bazı ciddi teknolojistler ile fütürologların tahminleri, ileride devasa miktarda bilgisayım [İng. computation] gücünün mevcut olacağını öngörmüştür. Bir an için bu öngörülerin doğru olduğunu kabul edelim. İleriki nesillerin, ellerindeki süper-güçlü bilgisayarlar ile yapabilecekleri şeylerden biri, kendi ataları veya kendi atalarına benzeyen kişilere ait detaylı simülasyonlar koşturmaktır. Bilgisayarları son derece güçlü olduğu için, bu şekilde pek çok simülasyon koşturabilirler. Farz edin ki bu simüle edilen kişiler bilinçlidir (çünkü eğer simülasyonlar yeterli derecede incelmiş olsa ve zihin felsefesinde oldukça genel kabul görmüş bir görüş olsa, öyle olurdu). O halde, bizimki gibi zihinlerin büyük çoğunluğu orijinal türe ait değil, onun yerine bu türün ilerlemiş nesline ait kişiler tarafından simüle edilmiş kişilere ait olurdu. Eğer durum bu şekilde olsaydı, orijinal biyolojik olanlardan ziyade, simüle edilmiş zihinler arasında olmamızın daha olası olduğunu düşünmek akla uygun olurdu. Bu nedenle, eğer halihazırda bir bilgisayar simülasyonu içerisinde olduğumuzu düşünmüyorsak, atalarına ait buna benzer şekilde pek çok simülasyon koşturacak nesillere sahip olacağımızı düşünme hakkımız yok. Temel fikir budur. Makalenin geri kalanı bunu daha dikkatli bir şekilde inceleyecektir.

Bu tezin, fütüristik spekülasyonlarla uğraşanların göstereceği ilgiden ayrı olarak, bazı salt kuramsal kazanımları da vardır. Bu argüman, bazı yöntemsel ve metafizik soruların formüle edilmesini sağlayacak bir güdülenme sağlar ve bazılarının eğlenceli veya düşündürücü bulacağı bazı geleneksel dini düşünceler için doğalcı benzetmeler önerir.

Makalenin yapısı şu şekildedir. Öncelikle, başlayabilmek için, zihin felsefesinden aldığımız argümanı kuracağız. İkincil olarak, devasa sayıda insan zihni simülasyonu koşturmanın, halihazırda bilinen fizik yasaları ve mühendislik kısıtları ile uyumlu olduğu gösterilebilecek bu türden pek çok teknoloji geliştirmiş gelecek bir uygarlığın kapasitesi dahilinde olduğunu düşünmek için, bazı görgül nedenleri gözden geçireceğiz. Bu kısım felsefi olarak gerekli değildir, ancak geri kalan kısma dikkat edilmesi için gerekli teşviki sağlar. Daha sonra, argümanın, bir miktar basit olasılık kuramı kullanılan özü ve argümanın kullandığı basit ilgisizlik ilkesine destek sağlayan bir bölüm gelmektedir. Son olarak, özet bölümünde değinilen, simülasyon argümanının sonucunu oluşturan ayrıştırmanın bazı yorumlarını tartışacağız.

 

II. ALT MADDE-BAĞIMSIZLIĞI VARSAYIMI

Zihin felsefesindeki yaygın varsayımlardan biri alt madde-bağımsızlığıdır [İng. Substrate-independence]. Buradaki fikir, zihinsel durumların geniş bir fiziksel madde çeşitlerinden herhangi biri üzerinde meydana gelebilmesidir. Bir sistemde doğru bilgisayım yapıları ve süreçleri mevcut ise, sistem, bilinçli tecrübeler ile bağdaştırılabilir. Bir kafatası içerisindeki karbon temelli biyolojik sinirsel ağlar, bilinçliliğin elzem özelliklerinden biri değildir: Bir bilgisayar içerisindeki silikon tabanlı işlemciler, ilkesel olarak, aynı işlevi görebilir.

Bu sava ait argümanlar literatürde mevcuttur, ve tamamen tartışmasız olmamasına rağmen, burada verili kabul edeceğiz. Burada sunduğumuz argüman, diğer taraftan, işlevselciliğin veya bilgisayımsalcılığın [İng. computationalism] çok güçlü bir versiyonuna dayanmıyor. Örneğin, alt madde-bağımsızlığının (analitik veya metafiziksel olarak) mutlaka doğru olduğunu varsaymamız gerekmiyor – aslına bakarsanız, basit anlamıyla, uygun programı koşturan bilgisayar bilinçli olacağını söylememiz yeterlidir. Dahası, bilgisayar üzerinde bir zihin yaratmak için, onu, Turing testini geçmek vs. de dahil olmak üzere, tüm durumlarda insan gibi davranacak şekilde programlamanın yeterli olduğunu varsaymak zorunda da değiliz. Sadece insan beyninin bilgisayım süreçlerinin, örneğin tekil sinapslar düzeyindeki gibi yeterince incelmiş detay ile yapısal olarak taklit edildiği, öznel deneyimlerin üretilebilmesinin yeterli olacağına dair, daha zayıf varsayıma ihtiyaç duyuyoruz. Alt madde-bağımsızlığının bu zayıflatılmış versiyonu oldukça yaygın bir şekilde kabul görmektedir.

Nörotransmitterler, sinir büyüme faktörleri ve sinapstan daha küçük diğer kimyasallar, insan bilişinde ve öğrenmesinde açıkça rol almaktadır. Alt madde-bağımsızlığı savı, bu kimyasalların etkilerinin küçük veya ilgisiz olduğu değil, daha ziyade öznel deneyimleri yalnızca bilgisayımsal faaliyetler üzerindeki doğrudan veya dolaylı etkileri vasıtasıyla etkilemeleridir. Örneğin, eğer öznel deneyimde, aynı zamanda sinaptik boşalımda bir değişim olmadan bir fark olamıyorsa, o zaman simülasyon için gerekli detaylar sinaptik (veya daha üst) seviyededir.

 

III. BİLGİSAYIMIN TEKNOLOJİK LİMİTLERİ

Teknolojik gelişimimizin şu anki aşamasında, bilgisayarlarda bilinçli zihinler yaratmak için ne yeterince güçlü donanıma ne de gerekli yazılımlara sahibiz. Ancak, eğer teknolojik ilerleme azalmadan devam ettiği taktirde, bu eksikliklerin üstesinden geleceğimize dair ikna edici argümanlar sunulmuştur. Bazı yazarlar bu aşamanın yalnızca birkaç on yıl ileride olabileceğini iddia ediyorlar.[1] Ancak şu anki amacımız için zaman ölçeği hakkında herhangi bir varsayımda bulunmamız gerekmiyor. Simülasyon argümanı, insan ırkının, kişilerin şu an bile fizik yasaları ve malzeme ve enerji kısıtları ile tutarlı olduğunu gösterebileceği teknolojik kabiliyetlerin çoğuna sahip olduğu, uygarlığın post-insan aşamasına ulaşmak için yüzlerce binyıl geçmesi gerektiğini düşünen kişiler için de eşit derecede geçerlidir.

Teknolojik gelişmenin bu denli olgunlaştığı bir aşama, gezegen ve diğer astronomik kaynakların aşırı derecede güçlü bilgisayarlara dönüştürülmesini olanaklı kılacaktır. Post-insan uygarlıklarının ulaşabileceği bilgisayım gücünün herhangi bir üst sınırı konusunda kendinden emin olmak şu an için çok zor. Hala bir “herşeyin teorisi”ne sahip olmadığımız için, şu anki fizik teorilerinde izin verilmeyen, ancak şu anki anlayışımızın verili bir madde yığını içerisinde ulaşabileceğimiz enformasyon işlemeye dayattığı kuramsal limitlerinin kısıtlarını[2] aşacak şekilde kullanılabilecek yeni bir fiziksel görüngü olasılığını bir tarafa atamayız. Halihazırda anlaşılmış mekanizmaları varsayarak, post-insan bilgisayımsal alt limitlerini daha büyük bir güvenle belirleyebiliriz. Örneğin, Eric Drexler saniyede 1021 komut yürütebilecek, küp şeker büyüklüğünde (soğutma ve güç besleme hariç) bir sistem için taslak bir tasarım hazırladı.[3] Diğer bir yazar, kütlesi büyük bir gezegen mertebesinde olan bir bilgisayar için saniyede 1042 operasyonluk kaba bir tahmin veriyor.[4] (Eğer kuantum bilgisayarları yaratabilseydik, veya nükleer madde veya plazmadan bilgisayar üretmeyi başarabilseydik, kuramsal sınırlara biraz daha yaklaşabilirdik. Seth Lloyd, 1 kg’lık bir bilgisayar için üst sınır olarak ~1031 bit tarafından gerçekleştirilecek 5*1050 mantık operasyonu hesaplamıştır.[5] Ancak, buradaki amaçlarımız için, yalnızca şu anda bilinmekte olan daha muhafazakâr tasarım ilkelerini gerektiren tahminin kullanılması yeterlidir.)

Bir insan zihninin taklit edilmesi [İng. emulate] için gereken bilgisayım gücünün miktarı aynı şekilde tahmin edilebilir. Halihazırda anlaşılmış olan ve işlevselliğinin in silico [Lat. Silikonda. “Bilgisayarda veya bilgisayar simülasyonu ile gerçekleştirilen” anlamında] olarak taklit edildiği retinadaki karşıtlık iyileştirmesi için, bir parça sinir dokusunun taklit edilmesinin bilgisayımsal olarak ne kadar maliyeti olduğuna dayanan bir tahmin, tüm insan beyni için saniyede ~1014 operasyonluk bir miktar vermektedir.[6] Beyindeki sinaps sayısı ve tetiklenme frekanslarına dayanan alternatif bir tahmin saniyede ~1016-1017 operasyon gibi bir sayı vermektedir.[7] Tahmin edilebilir ki, eğer sinapsların iç işleyişlerini ve dendritik ağaçları detaylıca simüle etmek istersek, daha da fazlası gerekecektir. Bununla birlikte, insan merkezi sinir sisteminin, kendisine ait sinirsel bileşenlerin güvenilmezliğini ve gürültülülüğünü telafi etmek için, mikro ölçekte yüksek miktarda bir bolluğa sahiptir. Bu nedenle daha güvenilir ve çok-yönlü biyolojik olmayan işlemciler kullanıldığında, verimlilik konusunda önemli bir kazanç elde edilmesi beklenebilir.

Hafıza, işlem gücünden daha kati olmayan bir kısıt gibi görünmektedir.[8] Dahası, insan duyularının maksimum bant genişliği saniyede ~108 bit olduğu için, tüm duyusal olayları simüle etmek, kortikal aktiviteyi simüle etmek için gereken yanında ihmal edilebilecek bir maliyet gerektirir. Bu nedenle, merkezi sinir sistemini simüle etmek için gereken işlem gücünü, insan zihnini simüle etmek için gereken toplam bilgisayımsal maliyet gibi düşünebiliriz.

Eğer çevre simülasyona dahil edilirse, bu fazladan bilgisayım gücü gerektirecektir – ne kadar olduğu simülasyonun kapsam ve ayrıntılılığına bağlıdır. Radikal yeni bir fizik keşfedilmediği sürece, tüm evreni kuantum seviyesine kadar simüle etmek elverişsizdir. Fakat, insan tecrübesinin gerçekçi bir simülasyonunu elde etmek için çok daha azı gereklidir – simüle edilen insanlar, simüle edilen çevreleriyle normal insani şekillerde etkileşimde bulunurken herhangi bir aykırılığın ayırdına varmamaları için gerekli olan her şey. Yeryüzü’nün içerisine ait mikroskobik yapı güvenli bir şekilde dışarıda bırakılabilir. Uzak astronomik nesneler yüksek derecede sıkıştırılmış temsillere sahip olabilir: Gerçekliğe benzeme miktarına, gezegenimizden veya güneş sisteminde bulunan bir uzay aracından gözlemleyebileceğimiz dar kapsamlı özellikler kadar ihtiyaç vardır. Yeryüzü’nün yüzeyinde, yaşanmakta olan alanlardaki makroskopik cisimler aralıksız olarak simüle edilmek zorunda olabilir, ancak mikroskobik görüngülerin gerektiği anda gerçekleştirilmesi olasıdır. Elektron mikroskopundan gördüğünüz şeyin şüphe uyandırmayacak şekilde görünmesi gerekir, ancak genelde, bunun mikroskobik dünyanın geri kalanı ile tutarlı olduğunu teyit etme imkânınız yoktur. İstisnalar, bilinçli olarak, bilinen ilkeler uyarınca ortaya çıkan, gözlemlenmemiş mikroskobik görüngüler elde etmek için, bağımsız olarak teyit edebileceğimiz sonuçlar elde edebileceğimiz sistemler tasarladığımızda ortaya çıkar. Bunun paradigmatik durumu bir bilgisayardır. Simülasyonun, bu nedenle, tekil mantık bileşenleri seviyesine kadar sürekli bir temsilini içermesi gerekebilir. Şu anki bilgisayım gücümüzün, post-insan standartlarında ihmal edilebilecek seviyede olması nedeniyle bu bir sorun teşkil etmez.

Dahası, bir post-insan simülatörü tüm insanların beyinlerindeki detaylı inanç-durumlarını her an takip etmeye yetecek kadar bilgisayım gücüne sahip olacaktır. Bu nedenle bir insanın mikroskobik dünyaya ait bir gözlem yapacağını gördüğünde, simülasyona, ilgili alana ait yeterli miktarda detayı, bir ihtiyaç-olduğu-kadar temeli ile sağlayacaktır. Bir hata oluşursa, yönetici, simülasyonun seyrine bir zarar gelmeden önce, anormalliğin farkına varan beyinlerin durumlarını kolayca düzenleyebilir. Alternatif olarak, yönetici birkaç saniye geriye dönüp, simülasyonu problemden kaçınacak şekilde yeninden koşturabilir.

Böylelikle, simülasyon yaratımının asıl bilgisayım maliyetinin simülasyon içerisindeki insan zihinleri için fiziksel gerçeklikten ayrıt edilemeyen, organik beyinleri nöronal veya alt-nöronal seviyeye kadar simüle etmekte yatması makul görünüyor.[9] İnsanlık tarihinin gerçekçi bir simülasyonu için gerekli maliyetin tam bir tahminini yapmak mümkün değilse de, ~1033 – 1036 operasyonu kaba bir tahmin olarak kullanabiliriz[10]. Sanal gerçeklik hakkında tecrübe edindikçe, bu tür dünyaların ziyaretçilere gerçekçi görünmeleri için gereken bilgisayım gereksinmeleri hakkında daha iyi bir kavrayışa sahip olacağız. Ancak her durumda, tahminimiz birkaç mertebe yanlış bile olsa, argümanımız için fazla bir önemi yoktur. Gezegen-kütlesindeki bir bilgisayara ait bilgisayımsal güç için kaba bir kestirimin saniyede 1042 operasyon olduğunu not ettik, ve bu, yalnızca şu an sahip olduğumuz, büyük ihtimalle optimum olmaktan uzak olan nanoteknolojik tasarımlar üzerine kurulu. Bu şekilde bir tek bilgisayar tüm zihinsel insanlık tarihini (buna bir ata-simülasyonu diyelim), saniyede işlem gücünün milyonda birinden azını kullanarak simüle edebilir. Bir post-insan uygarlığı, zamanla bu bilgisayarlardan astronomik sayılarda üretebilir. Buradan, bir post-insan uygarlığı için kullanılabilir olan bilgisayım gücünün, bu amaç için kaynaklarını dakikanın yalnızca bir kesri boyunca dahi ayırsa, devasa sayıda ata-simülasyonu koşturmak için yeterli olduğu sonucuna varabiliriz. Bu sonucu, bu tahminlerimizde azımsanamayacak bir hata yapı bıraksak bile çıkarabiliriz.

• Post-insan uygarlıkları, bu amaç için, kaynaklarının küçük bir oranını kullanırken dahi, devasa sayıda ata-simülasyonu koşturacak yeterli bilgisayım gücüne sahip olacaklardır.

 

IV. SİMÜLASYON ARGÜMANININ ÖZÜ

Bu makalenin temel fikri, kabaca şu şekilde ifade edilebilir: Eğer, uygarlığımızın post-insan aşamasına ulaşabilmesi ve birçok ata-simülasyonu koşturmak için azımsanamayacak bir ihtimali varsa, öyleyse nasıl olur da bu tür bir simülasyonda yaşamıyor olabilirsiniz?

Bu fikri katı bir argüman haline getirelim. Aşağıdaki gösterimi verelim:

\(f_p\): Tüm insan-seviyesi teknolojisi olan uygarlıkların post-insan aşamasına ulaşma oranı

\(\bar{N}\): Bir post-insan uygarlığı tarafından koşturulan ata-simülasyonlarının ortalama sayısı

\(\bar{H}\): Bir uygarlık post-insan aşamasına ulaşmadan önce o uygarlıkta yaşamış ortalama birey sayısı

Bu durumda, simülasyonlar içerisinde insan-tipi deneyimleri olan tüm gözlemcilerin gerçek oranı

$$f_{sim}=\frac{f_p\bar{N}\bar{H}}{(f_p\bar{N}\bar{H})+\bar{H}}$$

Ata-simülasyonu koşturmak ile ilgilenen post-insan uygarlıkları için \(f_I\) (veya en azından bununla ilgilenen bazı bireyler içeren ve bu çeşit anlamlı sayıda simülasyon koşturmak için yeterli kaynaklara sahip olan) ve bu ilgisi olan uygarlıkların koşturduğu ortalama ata-simülasyonları için \(\bar{N_I}\) yazarsak,

$$\bar{N}=f_I \bar{N_I}$$

Ve böylece:

$$f_{sim} = \frac{f_p f_I \bar{N_I}}{(f_p f_I \bar{N_I})+1} \quad\quad \text{(*)}$$

Post-insan uygarlıklarının devasa bilgisayım gücü nedeniyle \(\bar{N_I}\), bir önceki bölümde gördüğümüz gibi aşırı derecede yüksektir. (*)’ı inceleyerek aşağıdaki üç önermeden en az birinin doğru olduğunu görebiliriz:

(1) \(f_p \approx 0 \)

(2) \(f_I \approx 0\)

(3) \(f_{sim} \approx 1\)

 

V. BİR BASİT İLGİSİZLİK İLKESİ [İng. bland indifference principle]

Bir adım daha atarak, (3)’deki şartlı doğruluk hakkında, kişinin simülasyonda olduğu hipotezine güveninin bire yakın olması gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Daha genel olarak, eğer insan-tipi deneyimleri olan tüm gözlemcilerin x oranında simülasyon içerisinde yaşadığını biliyor olsak, ancak kendi tekil deneyimlerimizin diğer insan-tipi deneyimler arasında in machina [Lat. Makina içerisinde gerçekleşen] yerine in vivo [Lat. Canlı içerisinde gerçekleşen] olmasına ait ihtimalin yüksek veya düşük olduğuna dair bir fikrimiz yoksa, o zaman simülasyon içerisinde olduğumuza dair inancın x‘e eşit olması gerekir.

$$C_r(SIM|f_{sim}=x)=x \quad\quad\text{(#)}$$

Bu adım, çok zayıf bir ilgisizlik ilkesi ile tasdik edilmiştir. İki durumu birbirinden ayıralım. Basit olan ilk durum, söz konusu tüm zihinlerin, tam ve niteliksel olarak özdeş olmaları anlamında, sizinki gibi olduğudur: Sizin sahip olduğunuz ile tam olarak aynı enformasyon ve aynı deneyimlere sahiptirler. İkinci durum, yalnızca, insan canlıları için tipik olan, ancak niteliksel olarak her birinin diğerinden ayrık ve her birinin kendi deneyim kümesine sahip olduğu zihin çeşitleri olan geniş anlamı ile, zihinlerin birbirine “benzer” olmalarıdır. Zihinlerin niteliksel olarak farklı olduğu ikinci durumda bile, çeşitli zihinlerden hangilerinin simüle edilip hangilerinin biyolojik olarak yerleştirildiğine dair bir fikriniz olmadığı sürece, simülasyon argümanının işlemeye devam ettiğini savunuyorum.

Her iki durum için, yukarıdaki duruşun aşikar ve özel örnekler için olduğunu ima eden daha güçlü bir ilkenin detaylı bir savunusu, literatürde mevcuttur.[11] Buradaki alan, savunmanın burada tekrar edilmesi için yeterli değil, fakat temel görülerden birini daha tanıdık benzer bir durumu açığa çıkararak gündeme getirebiliriz. Farz edelim nüfusun %x‘inin DNA’sında, çoğunlukla “çöp DNA” olarak belirlenmiş, belli bir genetik dizilim olan S bulunsun. Ayrıca, farz edelim ki S’nin hiçbir dışavurumu olmasın (bir gen testinde ortaya çıkması hariç) ve S ile gözlemlenebilir hiçbir karakteristik arasında herhangi bir bilinen korelasyon olmasın. Öyle ise, açıkça, eğer DNA diziliminizi çıkarttırmadıysanız, S’e sahip olduğunuza dair hipoteze %x oranında güvenmeniz akla yatkındır. Ve bu, S’ye sahip olan insanların, S’ye sahip olmayanlardan niteliksel olarak farklı zihinleri ve deneyimleri olmasıyla tamamen alakasızdır. (Farklıdır çünkü en basit anlamıyla tüm insanların deneyimleri birbirinden farklıdır, S ile kişinin deneyimleri arasında bilinen bir bağlantı nedeniyle değil.)

Aynı akıl yürütme, S belli bir genetik dizilim sahip olmaya değil, simülasyon içerisine olmaya ait olsa bile, bizim, simüle edilmiş zihinler ile orijinal biyolojik zihinler arasındaki herhangi bir farkı öngörmemizi sağlayacak bilgimiz olmadığı taktirde, yine geçerlidir. (#) ile ifade edilen basit ilgisizlik ilkesinin yalnızca gözlemciler arasından hangisi olduğunuz hakkında bir bilginiz olmadığı zaman, ne tür bir gözlemci olduğunuza dair hipotezler arasındaki farkı belirttiği vurgulanmalıdır. Daha genel olarak, hangi hipotezin doğru olduğuna dair spesifik bilginizin olmadığı durumda, hipotezler hakkındaki ilgisizliği belirtmez. Laplasyen veya diğer daha kapsamlı ilgisizlik ilkelerinin aksine, bu nedenle Bertrand paradoksu ve benzeri, kapsamı kısıtlanmamış olan ilgisizlik ilkelerinin başına musallat olan çıkmazlara bağışıktır.

Kıyamet günü argümanına[12] aşina okurlar, burada başvurulan basit ilgisizlik ilkesinin, kıyamet günü argümanının havaya karışmasına neden olan ile aynı varsayım olduğu ve ikincinin bazı imalarının mantık dışılığının, ilkini töhmet altında bıraktığı veya geçerliliğine şüphe düşürdüğü konusunda endişelenebilirler. Bu doğru değildir. Kıyamet günü argümanı, çok daha güçlü ve kişinin uzak geçmiş veya gelecekteki bir nokta yerine, yirmi-birinci yüzyılın başında yaşıyor olduğumuzu bilmemize rağmen, yaşamış olacak olan (geçmiş, şimdi ve gelecekte) tüm insanlar kümesinde rasgele bir örnek olduğunu varsayması şeklinde daha tartışmalı öncüller üzerine kuruludur. Basit ilgisizlik ilkesi, tersine, yalnızca hangi gruba dahil olduğumuza dair bilgimizin olmadığı durumlar için geçerlidir.

Eğer bahis oranları rasyonel inanca bir miktar yön verebilirse, herkes simülasyonda olup olmadığına bahse girecek olsa ve insanlar basit ilgisizlik ilkesini kullanarak paralarını üst üste, insanların çoğunun orada olduğunu bilerek simülasyonda oldukları bahsine yatırsa, neredeyse herkesin bahislerini kazanacakları üzerine kafa yormaya değer. Eğer herkes simülasyonda olmama üzerine oynarsa, neredeyse herkes kaybeder. Basit ilgisizlik ilkesine kulak vermenin daha iyi olduğu görülüyor.

Dahası, kişi, bir dizi, simülasyonlarda yaşayan insanların oranının giderek arttığı mümkün olan durumlar düşünebilir: %98, %99, %99.9, %99.9999 gibi. Kişi, herkesin simülasyonda olduğu limit durumuna yaklaştıkça (ki buradan kişi, tümdengelimle kendisinin de bir simülasyonda olduğu sonucunu çıkarabilir), kişinin simülasyon içinde olmaya duyduğu güvenin de, aynı şekilde, gitgide tam kesinliğe yaklaşmasının gerekli olması makuldür.

 

VI. YORUM

Önerme (1) ile verilen olasılık oldukça açıktır. Eğer (1) doğru ise, insanlık neredeyse kesin bir şekilde bir post-insan aşamasına ulaşamayacaktır; çünkü bizim gelişim seviyemizde olan neredeyse hiçbir tür post-insan haline gelemeyecek ve türümüzün özellikle ayrıcalıklı olduğunu veya gelecek felaketlerden korunacağını düşünmek için bir gerekçe bulmak güçtür. Bu yüzden, (1) koşuluyla, insanlığın, post-insan aşamasına ulaşamadan soyunun tükeneceği hipotezi olan DOOM‘a [Tr. Kıyamet] yüksek güven atfetmek zorunda kalırız:

$$C_r (DOOM | f_p \approx 0) \approx 1$$

Kişi, \(f_p\)’ye ait bilgimize baskın çıkacak kanıtlara sahip olduğumuz varsayımsal durumlar düşünebilir. Örneğin, dev bir göktaşının bize çarpmak üzere olduğunu öğrenseydik, bu istisnai şekilde şanssız olduğumuz anlamına gelebilirdi. O zaman, DOOM‘a, post-insanlığa ulaşmayı başaramayacak insan-seviyesi uygarlıkların oranı için düşündüğümüzden daha yüksek bir güven atfedebilirdik. Gerçek durumda, diğer taraftan, bu anlamda, iyi veya kötü, özel olduğumuza dair bir kanıtımız yok gibi görünüyor.

Önerme (1), kendi başına yakında soyumuzun tükeneceğini değil, yalnızca bir post-insan aşamasına ulaşmamızın olası olmadığını ima ediyor. Bu olasılık, soyumuz tükenmeden önce uzun süre, şu anki teknolojik seviyemizde, veya bir miktar üzerinde kalmamız ile uyumludur. (1)’in doğru olmasının diğer bir yolu da teknolojik uygarlıkların çöküşünün olası olmasıdır. Bu şekilde, ilkel insan toplulukları Yeryüzü’nde belirsiz süreyle devam ediyor olabilir.

İnsanlığın, post-insanlığa ulaşamadan yok olması için pek çok neden var. (1)’in belki de en doğal yorumu, güçlü ancak aynı zamanda tehlikeli bir teknoloji geliştirmemiz sonucu soyumuzun tükenmesidir.[13] Bu olayın bir adayı, olgunluğa eriştiği aşamada, toprak ve organik madde ile beslenebilecek, kendini-kopyalayan nanobotlar –bir çeşit mekanik bakteri gibi– üretmeyi sağlayabilecek olan moleküler nanoteknolojidir. Böyle, kötücül amaçlarla tasarlanmış nanobotlar, gezegen üzerindeki tüm hayatın tükenmesine neden olabilir.[14]

Simülasyon argümanından varılan sonucun ikinci bir alternatifi de, ata-simülasyonu koşturmak ile uğraşacak post-insan uygarlıkların oranının, ihmal edilebilecek kadar düşük olmasıdır. Önerme (2)’nin doğru olabilmesi için, ileri medeniyetlerin rotalarında güçlü bir yakınsaklık olması gerekmektedir. Eğer konuyla ilgilenen uygarlıklar tarafından üretilen ata-simülasyonlarının sayısı aşırı derecede yüksekse, bu uygarlıkların seyrekliği de buna uygun bir şekilde aşırı olmalı. Neredeyse hiçbir post-insan uygarlığı kaynaklarını yüksek sayılarda ata-simülasyonu koşturmak için kullanmamaya karar vermiş olur. Dahası, neredeyse tüm post-insan uygarlığı gerekli kaynaklar ve ilgiye sahip bireylerden yoksun olmuş olur; ya da bu bireylerin isteklerini yerine getirmelerini önleyecek güvenilir kanunlara sahiptirler.

Ne tür bir kuvvet böyle bir yakınsamaya neden olabilir? Kişi, ileri uygarlıkların hepsinin, simülasyonun sakinlere vereceği acılar yüzünden, ata-simülasyonları koşturmaya karşı olan etik bir yasağın onaylanması doğrultusunda geliştiği konusunda spekülasyon yapabilir. Ancak, şu anki bakış açımızla, bir insan türü yaratmanın ahlaksızlık olup olmadığı açık değildir. Aksine, türümüzün varoluşunun büyük bir ahlaki değer oluşturduğunu düşünme eğilimindeyiz. Dahası, ata-simülasyonları koşturmanın ahlaksızlık olduğuna dair bir etik düşünüşe yakınsamak yeterli değildir: Ahlak dışı olarak görülen eylemlerin etkili bir şekilde yasaklanmasını sağlayacak, uygarlık-genişliğinde bir sosyal yapıya doğru yakınsama ile birleşmiş olmalıdır.

Mümkün olan bir diğer yakınsama noktası ise neredeyse tüm post-insan uygarlıklarındaki neredeyse tüm bireylerin, ata-simülasyonu koşturmak için olan isteklerini yitirmiş olmalıdırlar. Bu, kendi insan atalarını güdüleyen motivasyonlarda önemli değişiklikler gerektirir, zira imkanları olsa ata-simülasyonları koşturmak isteyecek çok sayıda insan kesinlikle mevcuttur. Fakat belki, insani arzularımızın pek çoğu, post-insan haline gelen biri için boş olarak nitelendirilebilir. Belki de bir post-insan uygarlığı için ata-simülasyonlarının sağlayacağı bilimsel değer ihmal edilebilir seviyededir (akıl almaz entelektüel üstünlükleri göz önüne alındığında bu çok akıl dışı değildir), ve belki, post-insanlar, boş zaman etkinlikleri yalnızca keyif almanın – beynin ödül merkezlerinin doğrudan uyarımı ile çok daha zahmetsiz bir şekilde elde edilebilecekken — verimsiz yöntemi olarak görüyorlardır. Önerme (2)’den varılacak bir sonuç, post-insanların, insan topluluklarından çok farklı olacağıdır: İnsan-benzeri isteklerin tamamına sahip ve bunlar hakkında istedikleri gibi davranma özgürlüğü olan görece varlıklı üyelere sahip değildirler.

Alternatif (3) ile ifade edilen olasılık, kavramsal olarak en ilgi çekici olanıdır. Eğer bir simülasyon içerisinde yaşıyorsak, gözlemlediğimiz evren, fiziksel varoluşun yalnızca küçük bir parçasıdır. Bilgisayarın konumlandığı evrendeki fizik, bizim gözlemlediğimiz dünyadaki fizik ile benzerlik taşımıyor olabilir. Her ne kadar gördüğümüz dünya bir anlamda “gerçek” ise de, gerçekliğin temel seviyesinde bulunmamaktadır.

Simüle edilen uygarlıkların post-insan haline gelmeleri mümkün olabilir. O zaman, kendi simüle edilmiş evrenlerinde inşa ettikleri güçlü bilgisayarlarda kendi ata-simülasyonlarını koşturabilirler. Bu şekildeki bilgisayarlar, bilgisayar bilimi için tanıdık bir kavram olan “sanal makinalar” olacaktır (Java script web uygulamaları, örneğin, masaüstünüzde, sanal bir makina üzerinde koşarlar – simüle edilmiş bir bilgisayar.) Sanal makinalar, yığılı [İng.
stacked] olabilirler: Keyfi sayıda iterasyon adımı ile, bir makinayı simüle eden bir makinayı simüle etmek, vb. mümkündür. Eğer kendi ata-simülasyonlarımızı yaratırsak, bu (1) ve (2) aleyhine önemli bir kanıt olacaktır ve bu nedenle simülasyon içerisinde yaşadığımız sonucuna varmak zorunda kalırız. Dahası, bizim simülasyonumuzu koşturan post-insanların kendilerinin ve simüle edilmiş varlıklar olduğundan şüphe etmek zorunda kalırız; ve dolayısıyla, onların yaratıcıları da simüle edilmiş varlıklar olabilir.

Gerçeklik, böyle pek çok katman içeriyor olabilir. Hiyerarşi, belli bir aşamada dibe ulaşmak zorundaysa da – bu iddianın metafiziksel durumu bir miktar belirsizdir – yüksek sayıda gerçeklik katmanları mümkün ve sayıları zamanla artıyor olabilir. (Çok-seviye hipotezine karşı sayılabilecek bir akıl yürütme, zemin-seviye simülatörler için bilgisayımsal maliyetin çok büyük olacağı şeklindedir. Bir tek post-insan uygarlığı simüle etmenin bile menedici seviyede maliyeti olabilir. Öyleyse, post-insan haline gelmek üzereyken simülasyonumuza son verilmesini bekleyebiliriz.)

Bu tür bir sistemin tüm ögeleri doğalcı hatta fiziksel olabilirse de, dünyanın dini kavranışı ile arasında bazı zayıf benzerlikler kurmak mümkündür. Simülasyonu koşturan post-insanlar, pek çok açıdan, simülasyon içerisinde ikamet eden insanlara nazaran tanrılar gibidir: Algıladığımız dünyayı post-insanlar yaratmıştır; üstün bir zekaya sahiptirler, dünyamızın işleyişine, fiziksel kanunları dahi görmezden gelecek şekilde müdahale edebilecek olmaları anlamında, “her şeye kadir”dirler; ve gerçekleşen her şeyi gözlemleyebilmek anlamında “her şeyi bilen”dirler. Yine de, gerçekliğin temel seviyesindekiler hariç, tüm yarıtanrılar, daha düşük seviyede yaşayan daha güçlü tanrıların yaptırımlarına açıktırlar.

Bu başlıklar üzerine uzun uzadıya düşünme, bu hiyerarşinin yapısını inceleyecek doğalcı bir teogoni ile sonuçlanabilir, ve kendi seviyesindeki eylemlerinin, daha derindeki seviyelerin sakinlerinin muamelelerini etkileyebileceği için, kendi sakinlerine uyguladığı kısıtlamaları olabilir. Örneğin, eğer kimse temel-seviyede olduğundan emin olamıyorsa, o zaman herkes, simüle edenleri tarafından, kendi eylemlerinin, belki de ahlak kriterleri üzerine kurulu bir şekilde ödüllendirileceğini veya cezalandırılacağını düşünmek zorunda kalabilecektir. Bu temel belirsizlikten ötürü, temel uygarlığın dahi, etik olarak davranmak için nedenleri olabilir. Ahlaki davranmak için bu şekilde bir nedeni olduğu gerçeği, elbette, geri kalan herkesin ahlaki olarak davranma nedenine, böylece bir erdem çemberi şeklinde eklemlenecektir. Kişi, sanki “yoktan var olmuş gibi”, herkesin kişisel çıkarı için uyması gereken, bir çeşit evrensel etik zorunluluk elde edebilir.

Ata-simülasyonlarına ek olarak, kişi daha küçük bir grup insanı veya tek bir bireyi içeren daha seçici simülasyonların olasılığı üzerine de akıl yürütebilir. O halde, insanlığın geri kalanı zombi veya “gölge-insanlar” – tam olarak simüle edilen insanların şüphelenmemesi için yalnızca yeterli seviyede simüle edilen insanlar – olacaktır. Gölge-insanların, gerçek insanları simüle etmekten ne kadar daha az maliyetli olacağı açık değildir. Hatta bir varlığın bilinçli deneyimi olmadığı halde gerçek bir insandan ayırt edilmeyecek şekilde davranabileceği bile açık değildir. Bu tür seçici simülasyonlar var olsa dahi, bunların sayısının tam olan simülasyonlardan çok daha fazla olduğunu düşünmediğiniz sürece, onlardan birinde olduğunuzu düşünmemelisiniz. Simüle edilen insanların çoğunun “ben-simülasyonunda” (yalnızca tek zihnin hayatına ait simülasyonlar) olabilmesi için, ben-simülasyonlarının, ata-simülasyonlarından 100 milyar kat daha fazla olması gerekir.

Simülatörlerin, simüle edilmiş varlıkların zihinsel yaşantılarının belli kısımlarının kısaltılması ve çıkarılan aralıkta yaşayacakları türden tipik deneyimlerin sahte anılar olarak verilmesi olasılığı da vardır. Öyle ise, kişi, kötülük sorununun (zoraki) çözümü için aşağıdakini düşünebilir: Dünyada ıstırap yoktur ve ıstıraba ait tüm anılar yanılsamadır. Tabii ki, bu hipotez, yalnızca o esnada ıstırap içinde değilseniz ciddi olarak ele alınabilir.

Simülasyonda yaşadığımızı varsayarsak, bunun biz insanlar için ne gibi sonuçları vardır? Yukarıdaki açıklamalara rağmen, sonuçlar o kadar da radikal değildir. Post-insan yaratıcılarımızın dünyamızı ne şekilde kurmaya karar verdiklerine dair rehberimiz, gözlemlediğimiz evrenin standart görgül incelenmesidir. İnanç ağlarımıza ait revizyonlar, büyük ölçüde – post-insanların davranışlarını kavrayışımız için olan güvensizliğimize oranla – oldukça hafif ve üstü kapalı olacaktır. Öyleyse, doğru anlaşıldığında (3)’ün doğruluğu, “aklımızı kaçırmamıza” neden olma eğiliminde veya işimize bakıp, yarın için planlar ve tahminler yapmamıza engel olmamalıdır. (3)’e ait şu anki en önemli görgül veri, yukarıda ortaya konan, üç parçalı sonuçtur.[15] (1)’in olasılığını düşüreceği için, (3)’un doğru olmasını umut edebiliriz, ancak eğer bilgisayımsal kısıtlar, simülasyon yapanların simülasyonu post-insan aşamasına ulaşmadan önce sona erdirmesini olası kılıyorsa, o zaman umudumuz, (2)’nin doğru olması olacaktır.

Eğer post-insan güdülenmeleri ve kaynak kısıtları hakkında, belki de kendimiz post-insan olmaya doğru ilerlerken, daha fazla şey öğrenebilirsek, o zaman simüle edildiğimiz hipotezi çok daha zengin bir görgül imalar kümesine sahip olacaktır.

 

VII. SONUÇ

Teknolojik olarak olgun “post-insan” uygarlığı, devasa bilgisayım gücüne sahip olacaktır. Bu görgül gerçeğe dayalı simülasyon argümanı, aşağıdaki önermelerden en az birinin doğru olduğunu gösterir: (1) post-insan aşamasına ulaşan insan-seviyesindeki uygarlıkların oranı sıfıra çok yakındır; (2) ata-simülasyonu koşturmakla ilgilenen post-insan uygarlıklarının oranı sıfıra çok yakındır; (3) bizimkine benzer deneyimlere sahip insanların simülasyon içinde yaşıyor olma oranı bire çok yakındır.

Eğer (1) doğru ise, neredeyse kesin olarak post-insanlığa ulaşamadan soyumuz tükenecektir. Eğer (2) doğru ise gelişmiş uygarlıkların ilerlemelerinde hiçbiri ata-simülasyonu koşturma isteği ve ata-simülasyonu koşturma konusunda özgür olan görece zengin bireyler içermeyecek şekilde güçlü bir yakınsama olmalıdır. Eğer (3) doğru ise, neredeyse kesin olarak bir simülasyonda yaşıyoruz. Şu anki cehaletimizin karanlık ormanlarında, kişinin güvenini, (1), (2) ve (3) arasında kabaca eşit olarak dağıtması akla yatkın görünüyor

.

Eğer şu an bir simülasyonda yaşamıyorsak, gelecek nesillerimiz neredeyse kesin bir şekilde asla bir ata-simülasyonu koşturmayacaklardır.

 

Teşekkürler

Birçok kişiye yorumları için müteşekkirim, özellikle, Amara Angelica, Robert Bradbury, Milan Cirkovic, Robin Hanson, Hal Finney, Robert A. Freitas Jr., John Leslie, Mitch Porter, Keith DeRose, Mike Treder, Mark Walker, Eliezer Yudkowsky, ve bazı anonim hakemlere.

 

[1] Örn, bkz. K. E. Drexler, Engines of Creation: The Coming Era of Nanotechnology, London, Forth Estate, 1985; N. Bostrom, “How Long Before Superintelligence?” International Journal of Futures Studies, vol. 2, (1998); R. Kurzweil, The Age of Spiritual Machines: When computers exceed human intelligence, New York, Viking Press, 1999; H. Moravec, Robot: Mere Machine to Transcendent Mind, Oxford University Press, 1999. geri=>

[2] Bremermann-Bekenstein sınırı ve karadelik limiti gibi (H. J. Bremermann, “Minimum energy requirements of information transfer and computing.” International Journal of Theoretical Physics 21: 203-217 (1982); J. D. Bekenstein, “Entropy content and information flow in systems with limited energy.” Physical Review D 30: 1669-1679 (1984); A. Sandberg, “The Physics of Information Processing Superobjects: The Daily Life among the Jupiter Brains.” Journal of Evolution and Technology, vol. 5 (1999)). geri=>

[3] K. E. Drexler, Nanosystems: Molecular Machinery, Manufacturing, and Computation, New York, John Wiley & Sons, Inc., 1992. geri=>

[4] R. J. Bradbury, “Matrioshka Brains.” Working manuscript (2002), http://www.aeiveos.com/~bradbury/MatrioshkaBrains/MatrioshkaBrains.html. geri=>

[5] S. Lloyd, “Ultimate physical limits to computation.” Nature 406 (31 August): 1047-1054 (2000). geri=>

[6] H. Moravec, Mind Children, Harvard University Press (1989). geri=>

[7] Bostrom (1998)’de alıntılandığı haliyle geri=>

[8] Devam eden notlardaki referanslara bkz. geri=>

[9] Daha fazla ve hızlı bilgisayarlar inşa ettiğimiz sürece, makinalarımızı simüle etme maliyetimiz en sonunda sinir sistemlerini simüle etme maliyetine baskın çıkabilir. geri=>

[10] 100 milyar insan 50 yıl/insan 30 milyon saniye/yıl [\(10^{14}, 10^{17}\)] insan beyni başına saniyede operasyon [\(10^{33}, 10^{36}\)] operasyon. geri=>

[11] Örn, N. Bostrom, “The Doomsday argument, Adam & Eve, UN++, and Quantum Joe.” Synthese 127(3): 359-387 (2001); and most fully in my book Anthropic Bias: Observation Selection Effects in Science and Philosophy, Routledge, New York, 2002. geri=>

[12] Örn, bkz. J. Leslie, “Is the End of the World Nigh? ” Philosophical Quarterly 40, 158: 65-72 (1990). geri=>

[13] Mevcut ve gelecekte insan sağlığı için beklenen tehditlerin incelenmesi ve analizi için bkz., “Existential Risks: Analyzing Human Extinction Scenarios and Related Hazards.” Journal of Evolution and Technology, vol. 9 (2001) geri=>

[14] Örn, bkz. Drexler (1985) op cit., and R. A. Freitas Jr., “Some Limits to Global Ecophagy by Biovorous Nanoreplicators, with Public Policy Recommendations.” Zyvex preprint April (2000), http://www.foresight.org/NanoRev/Ecophagy.html. geri=>

[15] Başka bir yazarın, (3)’ün sonuçları hakkında, bu makalenin özel olarak dolaşıma girmiş daha önceki bir versiyonundan kaynaklanan yansılamaları için bkz., R. Hanson, “How to Live in a Simulation.” Journal of Evolution and Technology, vol. 7 (2001). geri=>

 

-oOo-

 

Yazan: Nick Bostrom, Oxford Üniversitesi, Felsefe Fakültesi
Orijinal adı: Are You Living in a Computer Simulation?
URL: http://simulation-argument.com/simulation.html