George Langelaan’ın Sinek adlı öyküsü karşınızda!

 

◄ Bir önceki bölüm

 

V.

Ertesi gün Commissaire Charas’a telefon ettim ve akşam yemeğine davet ettim.

“Zevkle, Monsieur Delambre. Yine de sormama izin verin: Commissaire‘i mi davet ediyorsunuz, yoksa yalnızca Monsieur Charas’ı mı?”

“Herhangi bir tercihiniz var mı?”

“Hayır, şu an için yok.”

“Tamam o zaman, hangisi isterseniz öyle olsun. Saat sekiz sizin için uygun mu?”

O akşam hava yağmurlu olmasına rağmen, Commissaire Charas yürüyerek geldi.

“Siyah Citroen’inizle, kapıyı kırarcasına gelmediğinize göre sanırım Monsieur Charas’da karar kıldınız; görev dışı…”

“Arabayı bir üst caddede bıraktım” diye geveledi, hizmetçinin, paltosunun ağırlığı altında sendelemesine sırıtırken.

Merci [Fr. Teşekkürler],” dedi, birkaç dakika sonra, ona uzattığım bir kadeh Pernod’nun içine birkaç damla su koyup, altın-kehribar renginden soluk mavi-süt rengine dönüşmesini izlerken:

“Zavallı baldızımın başına gelenleri duymuşsunuzdur?”

“Evet, bu sabah siz telefon ettikten hemen sonra… Üzgünüm; ama belki de böylesi herkes için daha iyi olmuştur. Halihazırda kardeşinizin davasından sorumlu olduğum için, soruşturma otomatik olarak bana ait.”

“Şüphesiz. Doktorlar haklı olarak siyanür diyorlar; elbisesinin dikili olmayan bir kıvrımında ikinci bir tablet buldum.”

Monsieur est servi [Baylar, servis],” diye duyurdu hizmetçi.

“Daha sonra size çok ilginç bir doküman göstermek istiyorum, Charas.”

“A, evet. Madame Delambre’nin bol bol yazdığını işittim, fakat bizi intiharı hakkında bilgilendiren kısa nottan başka bir şey bulamadık.”

Tête-à-tête [Fr. Başbaşa] yemeğimizde, politikadan bahsettik, kitaplardan ve filmlerden ve ayrıca Commissaire‘in hevesli bir taraftarı olduğu yerel futbol takımından.

Yemekten sonra– savaş sırasında İngiltere’de bulunmamdan kalan bir alışkanlık ile – onu, güçlü bir ateşin yanmakta olduğu çalışma odama götürdüm.

Sormaya gerek görmeden, ona Brandy’sini uzattım, ve kendime de, onun “maden suyuna katılmış ezilmiş-böcek-suyu” diye adlandırdığı – viskiyi bu şekilde algılıyordu – içkiden hazırladım.

“Bunu okumanızı rica ediyorum, Charas; öncelikle kısmen sizin için yazıldığından, ve ikinci olarak ilginizi çekeceğini bildiğimden. Eğer Commissaire Charas itiraz etmezse, sonra da yakmak istiyorum.”

Tek kelime etmeden, Helene’in bir gün önce bana vermiş olduğu kağıt tomarını aldı ve arkasına yaslanıp okumaya başladı.

“Ne düşünüyorsunuz?” diye sordum, yirmi dakika sonra okumasını bitirip, Helene’in elyazmalarını dikkatlice kahverengi zarfına yerleştirip ateşe attığında.

Charas, alevlerin zarfı yalayışını, gri hayaletimsi dumanların kaçışını izledi; ancak tam olarak alev alınca, gözlerini yavaşça benimkilere sabitleyip:

“Sanırım bu, Madame Delambre’nin aklını kaçırmış olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlıyor.”

Uzun bir süre, ateşin, Helene’in “itirafını” kemirişini izledik.

“Bu sabah ilginç bir şey oldu Charas. Kardeşimin gömüldüğü mezarlığa uğradım. Ortalıkta pek kimse yoktu ve ben yalnızdım.”

“Pek sayılmaz, Monsieur Delambre. Ben de oradaydım, ancak sizi rahatsız etmek istemedim.”

“Öyleyse gördünüz.”

“Evet. Bir kibrit kutusu gömdüğünüzü gördüm.”

“İçinde ne olduğunu biliyor musunuz?”

“Bir sinek, sanırım.”

“Evet, onu bu sabah erken saatte, bahçedeki bir örümcek ağında yakalanmış buldum.”

“Ölü müydü?”

“Hayır, pek sayılmaz. Ben… Ezdim… İki taşın arasında. Kafası… Beyazdı… Tamamen beyaz.”

 

-oOo-

 

◄ Bir önceki bölüm