Asimov’dan bir ışınlanma öyküsü: Çok Güzel Bir Gün

 

◄ Bir önceki bölüm Bir sonraki bölüm ►

 

III

Bayan Hanshaw, o gün New York’a gitmedi. Bir endişe hissi ve Bayan Robbins’e yönlendirilmiş makul olmayan bir kızgınlık duygusuyla evde kaldı.

Okulun dağılmasından on beş dakika kadar önce, endişe hissiyle Kapı’ya doğru yöneldi. Geçen yıl, kapıyı beşe üç kala okulun ko-ordinatlarına otomatik olarak ayarlayan ve Richard gelene kadar manuel girişi önleyen otomatik bir sistem taktırmıştı.

Gözlerini, Kapının kasvetli grisine (neden aktif olmayan güç-alanı başka bir renk değildi ki sanki, daha canlı, daha neşeli bir renk?) dikerek bekledi. Ellerini kavuştururken soğuk olduklarını fark etti.

Kapı tam saniyesinde siyaha döndü ancak hiçbir şey olmadı. Dakikalar geçti; Richard geç kalmıştı. Sonra biraz daha gecikti. Sonra oldukça gecikti.

Saat beşi çeyrek geçiyordu; dikkati dağılmıştı. Normalde okulu arardı, ama arayamadı, arayamadı. Öğretmeni, Richard’ın akıl sağlığına şüphe düşürmüşken arayamazdı. Nasıl da cüret etmişti?

Bayan Hanshaw huzursuzca yürüdü; titreyen elleriyle bir sigara yakmaya çalıştı, fakat sonra bıraktı. Normal bir durum olabilir miydi? Richard dersten sonra okulda kalması için neden olabilir miydi? Bunu mutlaka önceden söylemiş olurdu. Birden aklına geldi; ona New York’a gideceğini ve akşam geç saate kadar gelmemiş olacağını söylemişti—

Hayır, kesinlikle ona söylerdi. Ne diye kendini kandırıyordu ki?

Gururu kırılmaya başlamıştı. Okulu arayacaktı, hatta (gözlerini kapadı ve gözyaşları kirpikleri arasına sıkıştı) polisi…

Gözlerini açtığında Richard bakışları yerde, azarlanmayı bekleyen birinin edasıyla karşısında dikiliyordu.

“Merhaba, anne.”

Bayan Hanshaw’ın endişesi, anında (yalnızca annelerin bildiği şekilde) öfkeye dönüştü. “Neredeydin Richard?”

Ama sonra, umursamaz, düşüncesiz oğullar ve kalbi kırık annelerle ilgili nakaratına geçmeden önce, dış görünüşünde fark ettiği bazı detaylar dehşetle nefesini kesti.

“Dışarıdaydın,” dedi.

Çocuk, tozlu ayakkabılarına (koruyucular hariç), kollarına bulaşmış tozlara ve gömleğindeki küçük ama belirgin yırtığa baktı. “Off anne, düşündüm ki—” ama sonra sesi azalarak sustu.

“Okul Kapı’sında bir sorun mu vardı?” diye sordu.

“Hayır anne.”

“Senin için ne kadar endişelendiğimi anlıyor musun?” dedi ve bir karşılık için boş yere bekledi. “Neyse, seninle sonra konuşacağız genç adam. Önce banyo yapacaksın, sonra da üzerindekilerin hepsini atacağız. Mekkano!”

Ama mekkano, halihazırda “banyo yapmak” sözüne tepki vermiş ve sessizce süzülerek banyoya gitmişti.

“Ayakkabılarını olduğun yerde çıkar,” dedi Bayan Hanshaw, “sonra da mekkanonun peşinden git.”

Richard boş yere olacağını bildiği için hiçbir itirazda bulunmadan söyleneni yaptı.

Bayan Hanshaw çamurlu ayakkabıları baş ve işaret parmağı arasında tutarak, beklenmeyen eşyalar nedeniyle korku içerisinde hafifçe mırıldayan çöp kanalına attı. Ellerini bir mendille dikkatlice sildi ve mendilin de ayakkabıların ardından kanalın içinde hafifçe süzülmesine izin verdi.

Richard akşam yemeğini yerken yanına gitmedi ve onu yalnız olmaktan daha kötü bir şekilde, mekkanoyla yalnız bıraktı. Bu, diye düşündü, hoşnutsuzluğunun açık bir göstergesiydi ve yanlışını görmesi için herhangi bir tür azarlama ve cezadan daha etkiliydi olacaktı. Richard, kendi kendisine sık sık düşündüğü üzere, hassas bir çocuktu.

Ama uyku saati geldiğinde yanına gitti.

Gülümsedi ve yumuşak bir tonda konuştu. Bu şekilde davranmanın doğru olacağını düşünmüştü. En nihayetinde cezasını çekmişti.

“Bugün ne oldu, Dickie, yavrum?” dedi. Ona bebekken böyle derdi ve kelimenin tınısı, gözlerini dolduracak kadar kalbini yumuşattı.

Ama Richard, uzağa bakarak, soğuk ve inatçı bir şekilde karşılık verdi. “O lanet Kapı’ları sevmiyorum sadece anne.”

“Ama nasıl olur?”

Ellerini ince (yeni, temiz, hijyenik, ve tabii ki tek kullanımlık) örtü üzerinde kavuşturdu ve, “Yalnızca sevmiyorum işte,” dedi.

“Evet ama okula nasıl gitmeyi düşünüyorsun Dickie?”

“Erken kalkarım,” diye geveledi.

“Ama Kapı’larda bir sorun yok.”

“Hoşuma gitmiyor.” Bakışlarını kaldırıp bakmamıştı.

Umutsuzca, “Ah, tamam, şimdi bir güzel uyu, sabah daha iyi hissedeceksin.”

Öptü ve elini fotoselin ışınının önünden geçirip odanın ışıklarını kısarak odadan ayrıldı.

Fakat o gece rahat uyuyamadı. Neden Dickie aniden Kapı’lardan rahatsız olmaya başlamıştı ki? Daha önce onu hiç rahatsız etmemişlerdi. Elbette, Kapı sabah bozulmuştu; ama bu onları daha da takdir etmesine neden olmalıydı.

Dickie tamamen mantıksız davranıyordu.

Mantıksız? Bu ona Bayan Robbins ve teşhisini hatırlattı; ve Bayan Hanshaw odasının karanlığında yalnızken hafifçe çenesini sıktı. Saçmalık! Çocuk yalnızca üzgündü ve güzel bir uyku ihtiyacı olan tek terapiydi.

Fakat ertesi sabah kalktığında oğlu evde değildi. Mekkano konuşamıyordu ancak uzantılarıyla yaptığı hareketlerle evet hayır sorularına cevap verebilirdi; böylece oğlunun her zamankinden otuz dakika önce kalkıp, hızlıca duş alıp, evden fırladığını öğrenmek yalnızca yarım dakikasını aldı.

Kapı’dan değil.

Diğer taraftan — kapıdan. Küçük ‘k’…

Saat 15:10’da, Bayan Hanshaw’ın vizifonu kibarca aranma sinyali verdi ve Bayan Hanshaw kimin aradığını tahmin ederek alıcıyı aktive etti. Doğru tahmin etmişti. Tasa ve endişeyle geçen bir günün ardından hızlıca aynada görüşünün uygun olup olmadığı kontrol ettikten sonra kendi vericisini aktive etti.

“Efendim Bayan Robbins,” dedi soğuk bir tavırla.

Richard’ın öğretmeni biraz soluk soluğa kalmıştı. “Bayan Hanshaw, Richard ona normal Kapı’yı kullanmasını söylemiş olmama rağmen yangın kapısından çıktı,” dedi. “Nereye gittiğini bilmiyorum.”

Bayan Hanshaw, dikkatlice, “Eve geldi,” dedi.

Bayan Robbins endişeli görünüyordu. “Bu davranışını onaylıyor musunuz?”

Solgun yüzlü Bayan Hanshaw, öğretmene haddini bildirmeye karar vermişti. “Bunu eleştirmenin size düştüğünü sanmıyorum. Oğlum eğer Kapı’yı kullanmak istemiyorsa, bu bizim kendi aramızdaki bir meseledir. Okulun, onun Kapı’yı kullanmasını gerektiren bir kuralı yok sanıyorum, öyle değil mi?” Yaklaşımı, oldukça açık bir şekilde, eğer varsa değiştirilmesini sağlayacağını ima ediyordu.

Bayan Robbins kızardı ve bağlantı kopmadan önce son bir şey daha söyleyebildi; “Ben olsam onu cihazla taramasına götürürdüm. Gerçekten…”

Bayan Hanshaw, bir süre kuvartzinyum plakanın boş yüzüne bakarak durdu. Aile olma hissi, onun bir an boyunca katı bir şekilde Richard’ın tarafını tutmasına neden olmuştu. Neden istemiyorsa Kapı’yı kullanmak zorunda olsundu ki? Sonra sakinleşti beklemeye başladı; fakat gururu en nihayetinde Richard’ın bir sorunu olabileceğine dair eziyet edici bir endişe ile mücadele ediyordu.

Richard en sonunda yüzünde bir meydan okuma ifadesiyle eve döndü; ancak annesi kendini kontrol etmeye çalışarak, onu sanki her şey olağanmış gibi karşıladı.

Haftalarca, bu şekilde yaklaşmaya devam etti. Bir şey yok, diyordu kendine. Sadece şımarıklık yapıyor. Bir süre sonra vazgeçecek.

Neredeyse olağan bir duruma dönüştü. Sonraları, arada bir, bazen üç gün üst üste, kahvaltı etmek için indiğinde Richard’ı Kapı’da yüzü asık bir şekilde beklerken, okul saati geldiğinde de Kapı’yı kullanırken görmeye başladı. Her defasında konuyla ilgili herhangi bir yorum yapmaktan kaçındı.

Böyle yaptığı her seferinde, özellikle de eve Kapı’yla döndüğünde, kalbinde bir sıcaklık hissetti ve “Evet, sonunda bitti,” diye düşündü. Fakat her zaman, bir, iki veya üç gün geçtikten sonra, bağımlı birinin uyuşturucusuna dönmesi gibi o da, kendisi uyanmadan önce sessizce kapıdan süzülüyordu – küçük “k”.

Her defasında umutsuzca psikiyatristler ve tarama cihazlarını düşünüyordu; ve her seferinde Bayan Robbins’in bunu (bir ihtimal) öğrenmesinden duyacağı bayağı memnuniyetin hayali, asıl nedenin bu olduğunun pek az farkında olmasına rağmen, onu durduruyordu.

Bu süre zarfında, bu duruma katlandı ve dert etmemeye çalıştı. Mekkano’ya, kapıda – küçük k – bir Tergo kiti ve temiz kıyafetlerle bekleme direktifi verilmişti. Richard, direnmeden yıkanıyor ve üstünü değiştiriyordu. İç çamaşırları, çorapları ve koruyucular zaten tek kullanımlıktı; tişörtlerin her gün çöpe gitmesinden doğan harcamadan yakınmıyordu. En sonunda, her gece yoğun bir şekilde temizlenmeleri şartıyla, pantolonların bir hafta gitmesine izin verdi.

Bir gün, Richard’ın New York gezisinde kendisine eşlik etmesini önerdi. Bu, bilinçli bir plandan çok, onun gözünün önünde olmasına dair belirsiz bir istekti. İtiraz etmedi. Hatta mutlu oldu. Hiç düşünmeden Kapı’dan geçti. Tereddüt etmedi. Hatta okula gitmek için Kapı’yı kullandığı sabahlardaki gibi yüzü asılmamıştı bile.

Bayan Hanshaw buna çok sevindi. Bu onun tekrar Kapı kullanmaya başlaması için bir yöntem olabilirdi; ve bu yüzden Richard ile başka yolculuklar yapmak için yaratıcılığını zorladı. Hatta, bir Çin festivalini görmek için günübirlik Kanton’a gitme fikrini düşünerek ve uygulayarak, elektrik faturasının daha önceden hiç çıkmadığı noktalara varmasına izin verdi.

Bu, bir Pazar günüydü ve Richard, ertesi sabah doğrudan her zaman kullandığı duvardaki deliğe adım attı. Her zamankinden daha erken kalkmış olan Bayan Hanshaw bunu görmüştü. İlk kez sabrı taşarak arkasından mutsuz bir şekilde seslendi, “Neden Kapı’yla gitmiyorsun, Dickie?”

Kısaca, “Kanton için uygun,” dedi ve evden çıktı.

Bu plan böylece suya düştü. Ve sonra, bir gün Richard eve sucuk gibi ıslanmış geldi. Mekkano tepesinde kararsızca süzülüyordu ve o gün Iowa’daki kız kardeşine dört saatlik bir ziyarette bulunmuş Bayan Hanshaw bağırdı: “Richard Hanshaw!”

Süt dökmüş kedi gibi, “Yağmur başladı. Aniden yağmaya başladı,” dedi.

Bir an için kelime ona bir şey ifade etmedi. Okul günlerinin ve coğrafya derslerinin üzerinden yirmi yıl geçmişti. Sonra hatırladı ve gökyüzünden pervasızca ve bitmek bilmeden dökülen suyun görüntüsünü hatırladı – kapatacak vanası, basılacak düğmesi veya aranacak bir ilgilisi olmadan delice çağlayan su.

“Ve sen de altında mı durdun?” dedi.

“Of anne, eve gelebildiğimce çabuk geldim. Yağmur yağacağını bilmiyordum,” dedi.

Bayan Hashaw’ın söyleyecek bir şeyi yoktu. Dehşete düşmüştü ve bu his kafasını o kadar doldurdu ki, kelimelere yer kalmadı.

İki gün sonra, Richard, burnunun aktığını ve boğazının kuruyup tahriş olduğunu fark etti. Bayan Hanshaw hastalığın virüsünün evinde, sanki demir devrindeki sefil bir kulübeymiş gibi tutunacak bir yer bulmuş olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.

Bu olay inatçılığını ve gururunu kırdı ve kendi kendisine Richard’ın psikiyatrik yardıma ihtiyacı olduğu en sonunda itiraf etti.

Bayan Hanshaw psikiyatristi itinayla seçti. Aklından ilk geçen uzakta bir tane bulmaktı. Bir süre için doğrudan San Francisco Tıp Merkezine adım atıp rastgele bir tane seçmeyi düşündü.

Ancak sonradan düşündü ki eğer böyle yaparsa yalnızca anonim bir hasta olacaktı. Gecekondu bölgelerindeki toplu taşıma Kapı’larından gelen kişilerden daha fazla itibar görmesi mümkün olmayacaktı. Ama eğer kendi ait olduğu topluluk içerisinde kalırsa, bir ağırlığı olacaktı—

Bölgenin haritasını inceledi. Bu Kapı A.Ş. tarafından hazırlanan harika bir haritaydı ve müşterilere ücretsiz olarak dağıtılıyordu. Bayan Hanshaw, haritayı açarken kentli olmanın verdiği gururdan duyduğu heyecanı bastıramadı. Bu sadece Kapı’ların ko-ordinatlarının listelendiği bir belge değildi. Her evin özenle işaretlendiği gerçek bir haritaydı.

Ve neden olmasın? A-3 Bölgesi dünyadaki saygın bir isimdi; asaletin bir nişanıydı. Dünya’da tamamen Kapı’lar üzerine kurulmuş ilk topluluktu. İlk, en büyük, en varlıklı, en ünlü… Fabriklara, dükkanlara ihtiyaç yoktu. Hatta yollara bile gerek yoktu. Her ev, Kapı’ları dünyada Kapı’ların olduğu yerlere açılan, kapalı birer kaleydi.

Dikkatle, A-3 Bölgesi’ndeki beş bin ailenin sıralı listesini inceledi. Birkaç psikiyatrist olduğunu biliyordu. Eğitim gerektiren meslekler A-3’te iyi temsil ediliyordu.

Doktor Hamilton Sloane rastladığı ikinci isimdi ve parmağı bir süre üzerinde kaldı. Muayenehanesi, Hanshaw malikanesine yalnızca iki mil uzaklıktaydı. İsmi hoşuna gitmişti. A-3’te yaşıyor olması, değerli biri olduğunu kanıtlıyordu. Ayrıca komşulardı; neredeyse komşulardı. Bunun acil bir durum olduğunu anlardı – ve ayrıca özel.

Kararlı bir şekilde, randevu almak için muayenehanesini aradı.

 

ooo

 

◄ Bir önceki bölüm Bir sonraki bölüm ►