Bir zamanda yolculuk klasiği: ‘Project Mastodon’ (Clifford D. Simak)

 

◄ Bir önceki bölüm Bir sonraki bölüm ►

 

Bölüm XI

Çarpma sesi, Em. Gen. Leslie Bowers’ın yataktan—yaklaşık iki fit kadar— fırlamasına neden oldu. Yaşlı kasları gergin, beyaz bıyığı diken dikendi.

General, o yaşta bile hâlâ bir eylem adamıydı. Üstünden örtüyü attı, ayaklarını yere vurdu ve duvara yaslı av tüfeğini eline aldı.

Homurdanarak, sendeleyen adımlarla yatak odasından çıktı, yemek odasından geçti ve mutfağa daldı. Burada, kapının yanındaki düğmeye vurarak evin dış ışıklarını yaktı. Verandaya çıkarken, kapıyı neredeyse kırarak açtı ve verandanın tahtaları üzerinde çıplak ayak, pijaması rüzgârda dalgalanarak, pompalı tüfek elinde hazır bir şekilde dikildi.

“Ne oluyor burada?” diye böğürdü.

Arabasını park etmiş olduğu yerde, devasa bir taş yığını vardı. Yığının arasından eğrilmiş bir tampon ve yamulmuş bir far görünüyordu.

Adamın biri taş yığınının üzerinden aşağı doğru dikkatlice, eğrilmiş tampondan sakınmak için yolunu uzatarak inmekteydi.

General tüfeğin horozunu geri çekti ve kendisine hâkim olmak için elinden geleni yaptı.

Adam yığının dibine ulaştı ve kendisine doğru döndü. General, adamın bir şeye sıkıca, göğsüne doğru bastırarak sarılmış olduğunu gördü.

“Bayım,” dedi general, “iyi bir açıklamanız olsa iyi olur. Bu yeni bir arabaydı. Ayrıca dişimin ağrısı geçtiği için uzun zamandır ilk kez iyi bir uyku çekmek üzereydim.”

Adam yalnızca dikiliyor ve ona bakıyordu.

“Sen de kimsin be?” diye kükredi general.

Adam yavaşça ilerledi ve verandanın başladığı yerde durdu.

“Benim adım Wesley Adams,” dedi, “ben—”

“Wesley Adams mı?” diye uludu general. “Aman Tanrım, bunca yıldır neredeydin be adam?”

“Şey, bana inanmayabilirsiniz, ama gerçek şu ki…”

“Seni bekliyorduk. Yirmi beş yıldır! Ya da daha doğrusu, ben bekliyordum. Diğer aptallar vazgeçti. Ben tam olarak burada bekledim Adams, korumaları üç yıl önce kaldırdıklarından beri.”

Adams yutkundu. “Araba için üzgünüm. Ama siz de görüyorsunuz ki, burada…”

Generalin kendisine dost canlısı bir tavırla baktığını gördü.

“Döneceğini biliyordum,” dedi General.

Av tüfeğini davet eder şekilde salladı. “İçeri gel. Aramam gereken biri var.”

Adams merdivenleri tökezleyerek çıktı.

“Yürü!” diye emretti general titreyerek. “Koşar adım! Burada soğuk alıp öleyim mi istiyorsun?”

İçeride el yordamıyla ışıkları aradı ve yaktı. Av tüfeğini mutfak masasına bıraktı; telefonu aldı.

“Bana Washington, Beyaz Sarayı bağlayın,” dedi, “Evet, Beyaz Saray dedim… Başkan mı? Evet, doğal olarak onunla görüşmek istiyorum… Evet, sorun yok. Aramam onun için sorun olmaz.”

“Efendim,” dedi Adams çekinerek.

General ona baktı. “Ne var Adams? Söyle.”

Yirmi beş yıl mı dediniz?”

“Öyle dedim. Bu kadar zamandır ne yapıyordunuz?”

Adams masaya tutundu ve öylece kaldı. “Ama olamaz…”

“Evet,” dedi general santral memuruna. “Evet, bekliyorum.”

Eliyle ahizenin vericisini kapattı ve sorgular bir tavırla Adams’a baktı. “Sanırım daha önceki şartlarınız aynen geçerli.”

“Şartlar mı?”

“Evet. Tanınma. Dört Nokta Yardımı. Savunma antlaşması.”

“Sanırım öyle,” dedi Adams.

“Bu ahmaklar avucunuzun içinde,” dedi general mutlu bir şekilde. “İstediğiniz her şeyi elde edebilirsiniz. Başardıklarınızı ve maruz kaldığını aptalca muameleyi düşününce, hak ediyorsunuz da—ama özellikle bizi satmadığınız için.”

 

-ooo-

 

◄ Bir önceki bölüm Bir sonraki bölüm ►