Bir Zamanda Yolculuk Öyküsü: ‘Kendi Çizme Kayışlarından’ (Robert A. Heinlein)

 

◄ Bir önceki bölüm

 

XVII

Diktor’u ne bulabilecekti, ne de onunla hesaplaşabilecekti. Onun gelişinden korkması gerekmiyordu. Diktor diye ayrı biri olmamıştı ve olmayacaktı, çünkü kendisinden başka Diktor olabilecek biri olmamıştı ve olmayacaktı.

Geri dönüp baktığında, kendisinin Diktor olduğu açık görünüyordu; buna işaret eden pek çok ip ucu mevcuttu. Yine de bunu açıkça görememişti. Hatırladığı şekliyle, kendisi ve Diktor arasındaki tüm benzerlikler, akla yatkın nedenlerden kaynaklanmıştı—genel olarak, “ötekinin” göze çarpan özelliklerini taklit etmek ve böylece de kendi güç ve otoritesini “öteki” Diktor ortaya çıkmadan önce pekiştirmek. Bu nedenle—önce kendisinin olsun diye—tam olarak Diktor’un yerleştiği yerlere yerleşmişti.

Halkı elbette ona Diktor diyordu, ancak bunu kafasına hiç takmamıştı—yönetimle ilgisi olan herkese—hatta kendisine bağlı yerel yönetimdeki yardımcılarına bile—böyle diyorlardı.

Diktor’unkine benzeyen bir sakal da bırakmıştı, kısmen “öteki” kişiyi taklit etmek, ama daha çok da kendisini sakalsız Terkedilmiş erkeklerinden ayırmak için. Bu ona prestij sağlamış, tabu oluşunu derinleştirmişti. Çenesindeki sakalları sıvazladı. Yine de, şu anki görünüşünün Diktor’un görünüşüyle aynı olduğunu fark etmemiş olması garipti.

Diktor, yaşlı bir adamdı. Kendisi ise yalnızca otuz iki yaşındaydı; on burada, yirmi iki orada.

Diktor’un kırk beş yaşlarında olduğunu düşünmüştü. Belki önyargısız biri, kendisinin o yaşta olduğunu düşünebilirdi. Yüksek Varlıkları gözetleme konusunda elde ettiği gereksiz başarıdan beri, sakalında ve saçlarında beyazlar vardı. Yüz çizgileri belirginleşmişti. Başında taç olanın içinde huzur olmaz[1], vesaire. Bir ülke yönetmek, Arkadia gibi huzurlu bir ülke bile olsa, insanı tedirginliklere sürükler; geceleri uykusuz bırakır.

Bundan şikâyet ediyor değildi—iyi bir hayatı olmuştu, muhteşem bir hayat, ve kendisine kadim geçmişin verebileceğinden çok daha iyi şeyler vermişti.

Ne olursa olsun, kırklarının ortasında, geçen on yıldan sonra yüzünü hayal meyal hatırladığı ve elinde bir fotoğrafı dahi olmayan birini aramıştı. Aklına o zor hatırladığı yüz ile kendi şu anki yüzünü karşılaştırmak hiç gelmemişti. Doğal olarak.

Ancak başka küçük ayrıntılar da vardı. Arma, örneğin. Üç yıl kadar önce ona benzeyen bir kız bulmuş; evinde çalışanların arasına katmış; bir zamanlar hayalini kurmuş olduğu kızın anısına ismini Arma olarak değiştirmişti. Mantıksal olarak aynı kız olmaları, iki Arma değil, tek Arma olması gerekiyordu.

Ancak hatırladığı kadarıyla, “ilk” Arma çok daha güzeldi.

Hm-m-m—değişen şey, kendi bakış açısı olmalıydı. Yerde yatmakta olan arkadaşına nazaran, sıra dışı kadın güzelliğinden sıkılmak için pek çok fırsat elde etmiş olduğunu itiraf etti. Kendi kendine kıkırdayarak, tebaasının genç kızlarını sakallarından—çoğu zaman—uzak tutabilmek için nasıl ayrıntılı bir tabu sistemi geliştirmek zorunda kalmış olduğunu hatırladı. Nehrin üzerinde, Sarayın hemen yanında bulunan bir birikintiyi deniz kızlarının arasında kaybolmadan kullanabilmek için, yalnız kendi kullanımına tahsis etmesi gerekmişti.

Yerde yatmakta olan adam inledi, fakat gözlerini açmadı.

Diktor olan Wilson onun üzerine doğru eğildi, ancak onu uyandırmak için bir şey yapmadı. Adamın ciddi bir şekilde yaralanmamış olduğundan emin olmak için nedenleri vardı. Kafasındaki düşünceleri yoluna koyacak fırsatı bulamadan önce uyanmasını istemiyordu.

Çünkü halletmesi gereken işler vardı; titizlikle, hatasız şekilde yapılması gereken işler. Herkes, diye düşündü alaycı bir şekilde, kendi geleceğini sağlama almak için plan yapar.

O ise kendi geçmişini sağlama alacaktı.

Geçmiş kendisini geri göndermesi için Zaman Geçidini ayarlama meselesi vardı. Birkaç dakika önce, kendi odasındaki sahneye ayarladığında, geçmiş kendisi Geçide tekmelenmeden hemen önceki kargaşayı yakalamıştı. Onu geri gönderirken, o öğleden sonrada saat iki civarı için zamanda küçük bir ayarlama yapması gerekiyordu. Bu basit bir işti; yalnızca geçmişteki kendisinin çalışma masasında yalnız çalışmakta olduğu bir anı bulana kadar, küçük bir aralığı taraması yeterliydi.

Ama daha şimdi, Zaman Geçidinin o odada daha sonraki bir saatte belirmesine neden olmuştu. Aklının karıştığını hissetti.

Bir dakika bekle—eğer zaman kontrolünü değiştirirse, Geçit odasında daha erken bir zamanda belirecek, orada kalacak ve bir saat sonraki “tekrar beliren” haline karışacaktı. Evet, bu doğru. Odada bulunan bir kişi için, saat iki sularından itibaren, Zaman Geçidi orada öylece kalmış olacaktı.

Zaten öyle de olmuştu. Bunun gerçekleşmesini sağlayacaktı.

Zaman Geçidinden kaynaklanan görüngüler konusundaki deneyimlerine rağmen, yine de olaylara zamansal kavramlarla değil, zamansız bir noktadan yaklaşabilmek için güçlü ve incelmiş bir düşünme şekli gerekliydi.

Ayrıca şapka meselesi de vardı. Eline aldı ve denedi. Şüphesiz saçları şimdi daha uzun olduğu için kafasına pek uymamıştı. Şapkanın bulunacağı yere yerleştirilmesi gerekiyordu—A, evet, kontrol kabinine. Not defteriyle birlikte.

Not defteri, not defteri—Hm-m-m—Bununla ilgili bir sorun vardı. Çalmış olduğu not defteri, dört yıl kadar önce neredeyse okunamayacak kadar kıvrık kıvrık ve hırpalanmış bir hale gelmişti; o da, içindekileri yeni bir not defterine geçirmişti—yazılı bir kaynağa ihtiyacı olduğundan değil, daha çok İngilizcesini tazelemek için. Eskimiş defteri yok etmişti; bulunması gereken ve bulunması için yerine bırakılması gereken defter yeniydi.

Bu durumda, hiçbir zaman iki defter olmamıştı. Şu an elinde olan defter, Zaman Geçidinden geçmişte on yıl önceki bir zamana götürülerek, içindekilerin kopyalanacağı deftere dönüşecekti. İki defter, aynı fiziksel sürecin, Geçit kullanılarak belli bir süre için eşzamanlı olarak var olmaları sağlanmış, farklı kesitleriydi yalnızca.

Bir öğleden sonra, kendisinin de olmuş olduğu gibi.

Eski defteri atmamış olmayı diledi. Eğer elinde olmuş olsaydı, ikisini karşılaştırıp, artan Entropinin neden olduğu eskime ve aşınmalar haricinde aynı olduklarını teyit edebilirdi.

Fakat böyle bir kelime hazinesi hazırlayabilmek için dili ne zaman öğrenmişti. Kopyayı çıkardığı sırada, dili halihazırda biliyordu—Kopyalamak aslında gerekli değildi.

Ama kopyalamıştı.

Fiziksel süreçleri aklına oturtmuştu, ancak bunların temsil ettiği entelektüel süreçler, kafasında tamamen daireseldi. Kendi yaşlı hali, kendi genç haline, yaşlı halinin bildiği dili öğretebilmişti çünkü, genç hali, dili öğrendikten sonra dili öğretebilecek hale gelmiş ve yaşlanarak, kendi yaşlı haline dönüşmüştü.

Fakat bu nerede başlamıştı?

Hangisi önce geliyordu, tavuk mu, yumurta mı?

Fareleri kedilere verip, sonra kedilerin derilerini yüzüp, kalanları farelere verip, bu fareleri de başka kedilere verebilirsiniz. Sonsuz kedi postu üreten devridaim makinası.

Eğer Dünya’yı Tanrı yarattıysa, Tanrı’yı kim yarattı?

Defteri kim yazmıştı? Zinciri kim başlattı?

Herhangi dürüst bir filozofun yaşamış olacağı entelektüel umutsuzluğu hissetti. Bu problemleri bir köpeğin köpek mamasının nasıl kutulandığını anlaması kadar anlama ihtimali olduğunu biliyordu. Uygulamalı psikoloji kendisine daha uygundu—bu düşünce ona genç olan kendisinin yönetecek olduğu ülkenin siyasi meseleleri ile nasıl baş edeceğini öğrenme konusunda kullanışlı bulacağı belli bazı kitaplar bulunduğunu hatırlattı. Bir liste çıkarması gerektiğini aklına not etti.

Yerde yatmakta olan adam yeniden hareketlendi ve doğrularak oturdu. Wilson, geçmişini garanti altına alma vaktinin gelmiş olduğunu biliyordu. Tedirgin değildi; zarların bir sonraki el kaç geleceğini bilen bir kumarbazın sahip olduğu kendine güvene sahipti.

Diğer kendisi üzerine eğildi. “İyi misin?” diye sordu.

Genç adam “Sanırım,” diye homurdandı. Elini kanlı yüzüne götürdü. “Başım ağrıyor.”

“Öyle olduğunu tahmin ediyorum,” dedi Wilson, “bu tarafa doğru baş aşağı geçtin. Sanırım yere düştüğünde kafanı vurdun.”

Genç hali ilk başta kelimeleri tam olarak kavrayamıyor gibi göründü. Kafası karışık bir şekilde, nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi etrafına bakındı. Sonra da, “Geçerek mi? Neyin içinden geçerek?” dedi.

Wilson, “Geçidin, tabii ki,” dedi. Kafasıyla geçidi işaret etti; geçidi görmek, hâlâ sarhoş olan genç Bob’a yardımcı olur gibi gelmişti.

Genç Wilson omzunun üzerinden işaret edilen tarafa doğru baktı; irkilerek doğruldu; titreyerek gözlerini kapattı. Sanki kısa bir süre içinden dua ettikten sonra tekrar açtı, Geçide tekrar baktı ve “Bundan geçerek mi geldim?” dedi.

Wilson “evet,” diyerek onu temin etti.

“Neredeyim?”

“Yüksek Norkaal Sarayı’nın Geçit Salonu’ndasın,” dedi Wilson ve ekledi “ama asıl önemli olan ne zamanda olduğun. Otuz binyıldan biraz daha fazla ileri gittin.”

Bu bilgi onu tatmin etmemiş gibiydi. Ayağa kalktı ve Geçide doğru sendeledi. Wilson elini omzuna koyarak onu engelledi. “Nereye gidiyorsun?”

“Geri!”

“Hemen değil.” Henüz gitmesine izin veremezdi; Geçidin kontrolleri ayarlanmadan değil. Ayrıca hâlâ sarhoştu—nefesi fazla miktarda içki kokuyordu. “Geri gideceksin tabii—Bu konuda sözüme güvenebilirsin. Ama önce yaralarını sarmama izin ver. Ve biraz da dinlenmen gerek. Sana açıklamam gereken bazı şeyler var; ayrıca geri döndüğünde benim için yerine getirebileceğin küçük bir görev de var. Senle beni harika bir gelecek bekliyor, evlat—harika bir gelecek!”

Harika bir gelecek!

 

-oOo-

 

Notlar:

[1] Başında taç olanın içinde huzur olmaz [İng. Uneasy lies the head that wears a crown]. William Shakespeare, IV. Henry, II. Bölüm, III. Perde, I. Sahne, sf. 196. Çeviren: Bülent Bozkurt, 1992 (3. Basım 2000), Remzi Kitabevi || geri=>

 

◄ Bir önceki bölüm